Urfa güzel bir şehir, bence bu güzelliğinin önemli bir kısmını balıklı göle ve çevresindeki parklık alanlara borçlu. Günün koşuşturması içinde insanların, durup soluklanabildiği, sakinleşebildiği bu yeşil alanların Türkiye deki tüm belediyelerin gündeminin tamamen dışında olması, bizim ülkemizin bir talihsizliği diye düşünüyorum. Şehir merkezlerindeki her boş alana ıkış tıkış zevksiz bir bina yerleştirilmesi anayasa ile zorunlu kılınmış sanki...

Tarih boyunca dinsel ögelerin güçlü olduğu bir kent olmuş Urfa. Harran’ın güçlü Ay Tanrısından sonra Hz. İbrahim, ve Hz Eyüp ün burada yaşadığına, buraya gelemeyen Hz. İsa nın ise mendilini gönderdiğine inanılmış. Adem ile Havvanın cenneten kovulduktan sonra geldiklerine inanılan yer de yine burası. Peygamberler kenti diye anılan şehir güçlü bir dinsel kültüre ve yaşama sahip. Sokaklarda örtünmemiş kadın görememeniz bu konuda size hemen bir ipucu veriyor zaten. Bu dinsel kültür ne yazık ki, manevi yaşamın yanında maddi yaşamı da etkilemiş. Büyük toprakların, insanların sahibi olan ağalar bu ünvanlarının yanına bir de şeyhliği eklemeyi son derece faydalı bulmuşlar. Ağa nın sözünden zaten çıkılamazken, mazallah şeyhin sözünden çıkmak dinden çıkmak sayılmış.
Urfa nın çarşılarında dikkatinizi en önce renk renk kumaşların satıldığı dükkanların çekeceğine eminim. Bu parlak kadifelere, pul, sim işlenmiş kumaşlara hayran kalmamak elde değil. Bu kumaşlardan yapılmış bir tür uzun üst ceketi günün her saatinde kadınların üzerinde görmek mümkün. Bende üzerinde parlak çiçeklerin olduğu bu kadife üstlere öyle çok özendim ki bir tane almak istedim, ama hazır satılmıyor, bedeninize göre dikiliyormuş. Hemen küçük bir terzi dükkanına girdim ama en erken ertesi güne verebileceğini söyledi. Ertesi gün ne yazık ki biz şehirden ayrılıyorduk, dolayısıyla bu güzel ceketlerden birine sahip olamadım. Bir daha yolum Urfa ya düşerse, ilk gidilecek yer terzi dükkanı olacak.

Kumaşçıları geçerseniz, eşarpçılara yakalanmamanız mümkün değil. Çeşit çeşit dokumalardan ipekliler, pamuklular, mutlaka alınacak bir şeyler bulunuyor, üstelik fiyatlarda Şam dan ve Halep ten daha ucuz. Alışverişten ve dolaşmaktan yorulunca Gümrük Hanın bahçesindeki kahve, dinlanmek için en keyifli yerlerden biri. Mırranızı yada çayınızı içerken etrafta domino oynayanları görmek olası. Küba da ve Yemen de oynandığını gördüğüm bu oyunun burada da karşıma çıkması şaşırtıcı, kökenleri nerelere dayanmakta acaba?
Türlü türlü İsot biberinin satıldığı baharatçıları, tütün dükkanlarını, kilimcileri, sarı parlaklıkları ile kuyumcuları, dericileri, kürkçüleri, artık fabrikasyona geçmiş üretimiyle keçecileri dolaşırken mutlaka bakırcılara da rastlayacaksınız. Tepsilere, tabaklara, kaselere işledikleri Balıklı Göl’ün tombul balıkları, bana hep Urfa yı hatırlatan bir simge olarak kalacak.Sakın sadece çarşılarla sınırlı kalmayın Urfa da, şehrin daracık arka sokaklarındaki taş evler arasında bir yürüyüş yapmadan, bu evlere acaba büyük eşyalar nasıl getiriliyor, nasıl taşınıyor diye düşünmeden dönmek, birşeyleri eksik bırakmak sayılır ona göre.






Surp Giragos Ermeni kilisesini, bize rehberlik eden çocuğun aman orada durmayın, aman burada durmayın, başınıza birşeyler düşebilir uyarıları arasında gezdik. Eskiden pek çok Diyarbakır evinde olduğu gibi toprak olan damı, kilise terkedildikten bir süre sonra çökmüş. Yüzyıl süresince de hırsızlar sanırım ne var ne yok her şeyi götürmüşler, aynı zamanda kilisenin bahçesinde yaşayan ailenin oğlu olan rehberimizin dediğine göre, daha bir kaç hafta önce yüksekçe bir duvarın üzerinde Ermenice yazıların oyulu olduğu bir taş parçası en son ortadan yok olanlardan. Ancak tüm yıkık döküklüğüne karşın, mavi gökyüzünden oluşan çatıya uzanan sütunları, kemerleri ve taş oymacılığının çok güzel örneklerini görebileceğiniz beş apsisi ile hala harika bir yapı.











