13 Ağustos 2013 Salı

Süveyra ( Essaoira) - FAS


Fas’da kalbinizi nerede bırakıp geldiniz derseniz, işte burasıdır..Zaten denizin kenarında olup da denizle iç içe yaşayan kentleri sevmemek mümkün mü?





Fas gezimizin neredeyse tamamında olduğu gibi Suveyrada da eski şehirde bir otel ayırtmıştık.. Arabayı şehrin dışına park edip, bavulları çeke çeke medina’nın daracık sokaklarında otel aramak, seyahatin sonu yaklaştıkça bizi artık yormaya başlayan bir deneyim olsa da burada bizi güzel bir sürpriz bekliyordu..Şehir inşa edilirken 1760 – 1764 yıllarında Fransız bir mimar planlarını çizdiği için Kentin medinası ızgara planlı düz ve geniş yolları ile, Fas’ın diğer şehirlerinden gerçekten çok farklı..




Otelimiz Riad Malaika( Melek) Fas’ta kaldığımız en güzel yer.. Internette araştırma yaparken oteli çok beğenmiştik ve ucuz olsun diye en küçük ve tek kişilik yatakların bulunduğu bir oda ayırtmıştık.. Resepsiyonda giriş yapmak için beklerken, otel görevlilerinden biri utana sıkıla yanımıza geliyor..Bizimle aynı anda giriş yapan bir Alman çift, artık kavga ettiklerinden midir, nedir ısrarla tek kişilik yatak istiyorlarmış..Sizin için zahmet olmazsa, oteldeki en büyük ve en lüks oda ile sizinkini değiştirebilirmiyiz diyor..Bilin bakalım içimizden ‘’hurra’’ naraları atarak ne cevap veriyoruz J Güzel başlıyor Süveyra günlerimiz…









Süveyra aslında Fas’da 2700 km’den fazla  yol yaptıktan sonra gezimizin dinlenme, tazelenme kısmı..Kentin çok güzel olduğunu duyunca burayı en sona saklamıştık..Gerçektende kaldığımız iki tam gün boyunca, keşke birkaç gün daha kalsaymışız burada diye diye , şehrin ve okyanusun tadını ağır ağır  sokaklarını arşınlıyarak, yoruldukça cafelerinde molalar vererek , sindire sindire çıkartmaya çalıştık .

Surlarla çevrili bir liman şehri olan Süveyra eski zamanlarda Mogador olarak bilinirmiş. Bu civara özgü bir deniz kabuklusundan elde edilen mor boya ‘’imparator moru’’ 1.yüzyıl Roma’sında iktidarın simgesi imiş..Bugünkü şehir ise yaklaşık 200 yıllık. Sultan Muhammed bin Abdullah’ın esir aldığı Fransız mimar Cornut’un yardımı ile askeri bir liman olarak inşa edilmiş..










Harika Atlantik manzarasına sahip kalenin surlarına fotoğraf çekmek için hem sabah, hem de akşamüzeri çıkıyoruz..













Şehrin limanı son derece canlı, her yerde balıkçıları, buraya özgü mavi tekneleri ve okyanustan tutulan değişik ve kocaman balıkları görebilmek mümkün.. Limanın hemen çıkışındaki meydanın kenarında ise mavi boyalı masa sandalyeleri ile ufak balıkçı tezgahları, istediğiniz balığı kilo ile alıp, bu tezgahlarda kızarttırıp yiyebileceğiniz bir yer..Bir gün buraya yolunuz düşerse, burada keyifli bir öğle yemeği yemeyi ihmal etmeyin..
Kentte pek çok batılı yaşadığı için, akşam yemeği için seçenekler çok..Bizim favorimiz zengin balık menüsü, nefis şarapları, harika dekoru ve canlı müziği ile bir İngiliz’in işlettiği  Le Patio oluyor..Sadece mum ışıkları ile aydınlatılmış ortamı tek kelime ile harika..Yalnız kredi kartı her yerde geçmiyor, dikkat etmekte fayda var..Son gecemizde nefis pizzaları ve makarnaları ile ağzımızın suyunu akıtan bir İtalyan lokantasından, cebimizdeki dirhemler artık suyunu çektiği için mahrum kalmamız, belki de bu kentten aklımızda kalan tek negatif şey..Lokantanın İtalyan sahibi her ne kadar gelin istediğinizi yiyin, parasını da yarın getirirsiniz dese de, erkenden yola çıkacağımız için bu nazik teklifini reddetmek zorunda kalıyoruz..











Fas çok sevdiğimiz bir ülke, Süveyra ise bir gün tekrar ev kiralayıp daha uzun uzun kalmak ve yaşamak istediğimiz bir kent.. Evde bizi bekleyen kedimiz ve köpeğimiz olmasa hemen yine atlayıp gideceğiz ama şimdilik Fas ve Süveyra yazıları bu kadar..Çok yakında bir başka coğrafya da buluşmak üzere…

Yazı: Ayşegül Erzincanoğlu

Fotoğraflar: Ayşegül & Behçet Erzincanoğlu 

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Çok yakında....



Çok yakında bu muhteşem tapınakta güneşin doğuşunu izliyor olacağız.....Ve bir hayal daha gerçekleşmiş olacak....




16 Temmuz 2013 Salı

Ayşegül Seyahatte...

Şimdiki çocuklar ne kadar okuyor bilmiyorum ama benim yaşımdakiler için Ayşegül kitapları çok önemlidir, biz onlarla büyüdük...Hele benim adaşım olduğu için benim için yeri bambaşkaydı..Daha ilkokula gitmeden, okumayı öğrenmeden Ayşegül ve köpeği Fındık'ın bütün maceralarını ezberlemiştim..O zamanlar yani 60'lar sonu Türkiyesinde trene binmek seyahat etmekti...İşte Ayşegül'ün trenle yaptığı bir seyahat vardı ki neredeyse bugünde 45 yıl sonra, o kitabın resimleri sayfa sayfa aklımda...

Sonra büyüdüm ve aynen o Ayşegül gibi bende seyahat etmeye başladım...Uçakla, trenle, gemiyle, otobüsle,arabayla ne bulursam dünyanın dört tarafında param ve zamanım el verdiğince dolandım durdum..

Foto: Valentina Fontenella



Sonra bir gün baktım birileri blog diye bir şey yazıyor...Çok hoşuma gitti ve bende oturdum hemen seyahatlerimi yazmaya başladım..Bloğumun adını mavilimon koydum ve sanırım Türkiye'deki ilk seyahat bloglarından biri oldu..İşte şimdi mavilimon, benim çok sevdiğim, her seyahat öncesi mutlaka danıştığım pek çok seyahat blogu ile beraber bir yarışmada..

Bu sıralar boş bir zamanınızda www.seyahatbloglari.com adresini ziyaret edip, sizi oturduğunuz yerden dünyanın dört köşesinde dolaştıracak gezginlere bir göz atarsanız hiç pişman olmazsınız...Bu arada seyahatinizden memnun kalırsanız mavilimon'a yada beğendiğiniz bir başka bloğa oy vermeyi ihmal etmezsiniz değil mi??  Hadi bakalım şimdiden yolunuz açık olsun, iyi seyahatler...



14 Temmuz 2013 Pazar

Tarudant - Fas'ın gizli hazinesi(ymiş)


Fas’ın çöl kenti Ourzazate sonrası hedefimiz okyanus kıyısındaki Suveyra..Ancak yolda Tarudant’a uğramak istediğimiz için bugün oldukça uzun bir  yol yapacağız..

Sahile doğru uzanan yol, çöl manzaralı, fazla trafiğin olmadığı rahat bir yol, ancak yüksek bölgelerden geçtikçe bulutların içine giriyoruz. Pus ve sis bazen ilerlemeyi zorlaştırıyor. Bu yolda yine benzin istasyonu çok az ancak büyük şehirlere yakın bulunabiliyor…

Tarudant’dan aslında bir arkadaşımızın bize Fas hakkında yabancı seyahat dergilerinden kesip verdiği makaleler dolayısıyla haberimiz oldu. Yazar Anthony Sattin’in son derece romantik bir dille kaleme aldığı, çoğu insanın bilmediği, bilenlerinde aman bozulur Marakeş’e benzer diye kalabalıkların gelmesini istemediği ve Fas’daki gizli hazine dediği kente tüm bunları okuduktan sonra gitmeden olmazdı..


Tarudant Kuzey Afrika’daki en verimli vadilerden biri olan Souss vadisinin başkenti. Gerçekten de şehre girmeden yolun iki tarafında uzanan yemyeşil, bakımlı meyve bahçelerinin arasından geçiyoruz..Şehir küçük Marakeş olarak biliniyor ve aslında büyük kardeşi gibi eski bir tarihe ve kilometrelerce uzanan kırmızı topraktan yapılmış şehir surlarına sahip..Marakeş, Fes ve hatta Suveyra ile kıyaslandığında burada aslında görecek çok fazla bir şey yok. Eski bir tarihe sahip olmasına rağmen 1687 tarihinde Mevlay İsmail kenti tamamen yerle bir ettiği ve sonrasında da uzun süre ihmal edildiği için kalan tarihi bir eser olmamış.Ancak  kimi kısımları 18. yüzyıldan kalma, 8 kilometreye ulaştığı söylenen surları, belki de vadideki parlak ışığın etkisiyle çok ama çok güzel görünüyorlar..




Sattin’in makalesinden anladığım kadarıyla kentte bulunan Kuzey Afrika’daki en pahalı ve en lüks otellerden biri olan La Gazella d’Or, meraklı gözlerden uzakta tatil yapmak isteyen ünlüler ve Fransız Cumhurbaşkanlarınca tercih edilen bir tatil yeri..

Şehrin surlarındaki kapılarından birinden içeriye dalıyoruz, amacımız souklara ve meydana ulaşmak, ama Fas’ın tüm eski kentlerinde olduğu gibi araba ile bunu kendi başımıza yapabilmemiz çok zor. Mecburen yine pazarlık başlıyor..Daha önceki yazılarımda da yazdığım gibi Fas’lılar ne zaman bir yabancı görseler, gözlerinden adeta dolar ve euro işaretleri fışkırarak size doğru koşmaya başlıyorlar..Son derece rahatsız edici olan bu duruma ne kadar kızsanız da yapacak bir şey yok..Bisikletli bir adamla mutat pazarlığımızı yapıyoruz ve o önde biz arkada daracık sokakları geçerek meydana ulaşıyor ve arabayı park ediyoruz.







Tarudant’da Berberi Pazarı ve Arap Pazarı diye iki ayrı çarşı var. Egzotik adıyla Berberi Pazarı çok şeyler vaat etse de içinde ucuz Çin malı vırtı zırtı satan dükkanlardan başka hiçbir şey yok.Büyük bir hayal kırıklığı. Arap Pazarı daha iyi ve daha çok zanaatkarların küçük küçük dükkanları bulunuyor. Çok güzel terlik üreticileri var ve fiyatlarda Marakeş’den sonra çok ucuz..

Daha sonra meydandaki en güzel ve en kalabalık görünen restaurant’a oturuyoruz. Durum çok iç açıcı olmadığı için ne kadar kötü yapabilirler ki diye sadece omlet ve patates kızartması istiyoruz ama bu yine de Fas’daki en kötü yemeği yememize engel olmuyor. Tajin kabında pişirilen omlet, bir parmak yağ içinde yüzüyor. Çatalla bir şeyler didiklemeye çalışırken bir taraftanda bize saldıran sineklerle boğuşuyoruz..Berbat bir durum, yapacak fazla bir şey yok ve bizde, ne diye yolu uzatıp da  buraya geldik ki diye söylene söylene kentten ayrılıyoruz…





Doğrusunu söylemek gerekirse seyahatimiz sonrasında biri Wall Street Journal’ın hafta sonu ekinde, diğeride yine ünlü bir yabancı seyahat dergisinde Tarudant’ı anlata anlata bitiremiyen iki yazı daha okudum..Bu kentin böylesine pazarlanması beni şaşırtsa da aslında artık satır aralarını okumayı bildiğim için hedef kitleyi de tahmin etmek hiç zor olmadı..Özellikle de harika fotoğrafların çoğunun otellerin içinden çekildiğini fark edince…Sonuçta eğer çok çok paranız varsa, pek çok Avrupalı ve Amerikalı zenginin hatta devrik İran imparatoriçesi Farah Diba’nın da  ev aldığı ve dışa kapalı bir grup olarak yaşadıkları bu kente gelip, ultra fiyatlı bir iki otelinden birinde kalıp, dışarı çok fazla çıkmayıp özel bir deneyim yaşayabilirsiniz sanırım..Ama şimdilik , bizim gibi buraların bir gecelik otel fiyatına, neredeyse 10 günlük Fas turu çıkaran gezgin türlerindenseniz  uzak durmakta fayda var..

Yazı: Ayşegül Erzincanoğlu
Fotoğraflar: Ayşegül & Behçet Erzincanoğlu

26 Mayıs 2013 Pazar

Ourzazate - Fas


Fas çok güzel bir ülke..Güzelliğinin önemli bir kısmı da coğrafi çeşitliliğinden geliyor..Fas’ın en turistik kenti Marakeş’ten sonra rotamızda yukarı Atlas’larda yer alan Ourzazate (Varzazet okunuyor)  var..
Kente giden yol gidiş geliş ve dar bir yol, şanssızlığımız yağmur da çiseliyor. Önce kırmızı topraklı, bol yeşillikli vaha benzeri yerlerden geçiyoruz, ancak 2260 metre ile Fas’ın en yüksek dağ geçidi Tizin Tişka’yı aştıktan bir süre sonra her yer kuraklaşıyor. Ve Tibet’in coğrafyasına benzer yerlerden geçiyoruz.Yol oldukça virajlı ve üzerinde çok az benzin istasyonu var.





Ourzazate’ye 30 km kala, anayoldan 9 km içeride kalan Fas tanıtım broşürlerinde sıkça yer alan Ait Benhaddou’ya gidiyoruz. 16. Yüzyılan kalma Kasbah, hem Unesco dünya mirası listesinde yer aldığından, hemde pek çok Hollywood filminde arka plan olarak kullanıldığından bayağı bir restorasyon görmüş.
Kasbah’ın etrafında gelişen yerleşim biriminde fazla bir şey yok ve önce önünde turist otobüslerinin durduğu tek doğru dürüst lokantada bizde duruyoruz, amacımız hem tuvaleti kullanmak hem de bir şeyler yemek..Ortam ve yemekler çok iç açıcı değil ayrıca sıkı yağmur bulutları geliyor, en iyisi bir an önce Kasbah’ı görmek..






Ben Yemen’de pek çok kerpiç yapı gördüm ama burası da gerçekten çok etkileyici. Bir derenin kenarına kurulmuş ve üzerindeki köprüden geçilerek iç kısımlarına ulaşılıyor. Kırmızı rengi, etrafını saran palmiye ağaçları ile çok çarpıcı bir görüntü. Dışarıdan çok iyi görünmesine rağmen, içeride çok fazla bir şey yok. Sokakları yine ufak ufak hediyelik eşya satan dükkanlar ile dolu. Birde buralarda uzun boyları, kemikli yüzleri ve mavi türbanları ile Tuareg erkeklerini görmeye başladık. Kadın – erkek ince uzun boyları ile etkileyici bir ırk..

Ourzazate gibi Ait Benhaddou’nun da en önemli gelir kaynakları turizm ve film endüstrisi. Bernardo Bertolucci’nin 1990 yapımı Sheltering Sky ve Martin Scorsese’nin 1997 yapımı Kundun filmlerinin kimi bölümleri buralarda çekilmiş.



Bir zamanlar birileri bu kasbah’ın içine otel, restaurant falan yapmış ama sonra işlemeyince kapanmış, kaderine terk edilmiş..Terk edilmiş otelin önünde yerliler para karşılığı üst katlara çıkıp kasbah’a yukarıdan bakacak müşteri peşinde.. Aslında Ourzazate’de de durum aynı. Film endüstrisi ve sonrasında da turistlerden gelecek paralar biraz fazla abartı ile beklenmiş gibi. Küçücük şehirde pek çok otel var ama bayağı bir kısmı kapalı ya da satılık, kiminin de inşaatı yarım bırakılmış.



Ourzazate’de Kenzi Angkor otelinde kalıyoruz. Günlerdir medinalarda riadlarda kaldıktan sonra, arabayı tam önüne park edebileceğimiz, tüm eşyalarımızı rahat rahat odaya taşıyabileceğimiz bir otelde kalmak son derece iyi geliyor..Otel son derece sıradan, bakımsız ve ruhsuz. Şehirde aslında kapıda açıkladıkları fiyat bizimkinden daha düşük çok güzel bir İbis Otel var. Keşke orada kalsaydık en azından onların belirli bir standardı olur diye düşünsek de, önceden rezervasyon yapmanın zalimlikleri yapacak bir şey yok..

Otele yerleştikten sonra, araba ile dışarı çıkıyoruz, aslında çok arabalık da bir şey yok ama rahat oluyor. Her şey yine adı 5. Muhammed olan bir bulvarın etrafında. Burada turistlerin gidebileceği iki adet film stüdyosu var. Her ikisi de şehrin biraz dışında. Atlas ve CLA. Şöyle bir dışarıdan bakıyoruz. Filmler için inşa edilmiş Mısır tapınakları bölümleri, ufakça bir sfenks çok fazla bir şey vaat etmiyor..



Ourzazate 1928 yılında buradaki Fransız yabancılar lejyonu için garnizon şehir olarak kurulmuş. O zamanlar burada şu anda 100 yıllık olduğu tahmin edilen Taourirt kasbah bulunuyormuş. Şu anda da bu kasbah şehrin tek tarihsel yapısı. Girişi geniş bir meydana bakıyor, ve meydandaki basamaklara oturunca karşıdan keyifli bir görünümü var. Merdivenlerin en arkasında da Marakeş’de çok sevdiğimiz ve rahat rahat alışveriş yaptığımız Artisan Ensemle dükkanlarından biri..Detaylı bir tadilata giren dükkanda belkide günün tek müşterileri olduğumuz için satıcı bizle uzun uzun ilgileniyor. Behçet’de çok istediği Tuareg türbanlarından alıyor. Satıcı saatlerce bize çeşit çeşit bağlama yöntemlerini öğretiyor. Türban renkleri de farklı. Yanlış hatırlamıyorsam Sahra’da yaşayan Tuareg’ler mavi, dağ ve çöllerde yaşayan göçebe kavimler lacivert’e yaklaşan bir mavi, Bedeviler mor ve Sahra’da yaşayan ve Arapça konuşan Bedeviler kahverengi türban kullanıyorlar.









Kasbah’ın yanındaki dükkanlarda biraz dolaşıp, duvarları buraya gelen Hollywood yıldızlarının fotoğrafları ile dolu bir restaurant’ın kasbah manzaralı terasında yeşil çay içtikten sonra dinlenmek için otele dönüyoruz.

Akşam yemeği için ana cadde’de bir yerler ararken, bir arka sokakta Massinissa Restaurant kaldırıma atılmış masaları ile bize cazip geliyor. Şansımıza muhteşem bir pizza yapıyorlar. Üstüne üstelik  bir de dışarıda oturduğumuz için önümüzde dikili duran menülerin arkasında saklamamız kaydıyla buz gibi bira servisi yapılınca keyfimize doyum olmuyor.. Neredeyse bizim masanın hemen önünde seyyar arabasında Fas’ın en sevilen ayaküstü yemeği salyangoz çorbası satan satıcı ve müşterileri de bize Fas’ın renklerinden oluşan keyifli bir gösteri sunuyorlar..

Yazı : Ayşegül Erzincanoğlu
Fotoğraflar: Ayşegül & Behçet Erzincanoğlu