19 Nisan 2008 Cumartesi

Kandi - Sri Lanka

Aylardan Temmuz yada Ağustos. Sıcak bir yaz gecesi düşleyin. Sri Dalada Maligava Tapınağına giden tüm yol kenarları hınca hınc dolu. Tüm Kandi’liler ve belki bir o kadar da başka şehirlerden gelen Sri Lankalılar sokakları doldurmuş. Keyifli, kıpır kıpır bir beklenti tüm şehire hakim.Gökyüzünde ise tüm heybeti ile kocaman bir dolunay.

Sonra uzaktan yavaş yavaş davul sesleri gelmeye başlıyor. Kalabalıkta telaşlı bir dalgalanma. Kutsal tapınağın büyük kapıları ağır ağır açılmaya başlıyor . Geleneksel giysileri içinde, bin tane davulcu ve dansçının ve yüze yakın filin katıldığı, ve 4. yüzyıldan beri yapılmakta olan, yılın en büyük bayramının geçit töreni başlıyor. Davulların ritminin ve dansçıların hareketlerinin yaydığı enerji kısa sürede tüm izleyenleri kapsıyor. Bu hareket ve eğlence bir süre devam ettikten sonra, bu kez tapınağın kapılarından festivalin en önemli kişisinin çıkması ile, etrafta devam eden gürültü saygılı bir sessizlik ile bastırılıyor. İzleyenler yavaşça kafalarını öne eğip, dualarını etmeye başlıyorlar. Festivalin en önemli kişisi, değerli taşlarla kaplı kumaşlara bürünmüş, altınlarla, ışıklarlarla, boyalarla süslenmiş püslenmiş olan devasa bir fil ise ağır ağır yürümeye devam etmektedir.


Gösterilen tüm saygı ve edilen bütün dualar tabiki bu süslü fil için değil ama onun taşıdığı yüke. Taşıdığı yük ise, tüm Budist dünyasının en önemli emanetlerinden biri. Buda’nın dişi. MÖ 4. yüzyılda bir Budist prensesin saçları arasında gizlice Sri Lanka’ya getirilen diş sonrasındaki yüzyıllar boyunca pek çok savaşa neden olur. Nedeni ise dişe sahip olan kişinin, ülkeyi yönetmek için tanrısal bir hakka sahip olduğu inancı.

Biz Kandi’ye ulaştığımızda ise aylardan Şubat’tı ve akşam olmak üzereydi. Sri Lanka’nın Vatikan’ı olarak adlandırılan bu şehire girerken daha önceden okuduğum festival geçit törenini aklımda canlandırmaya çalışıyordum. Ama bazen ne kadar sıkı çalışan bir hayal gücünüz olsa da, ortam size izin vermez ya, işte öyle bir şey oldu. Etrafta huşu içinde bir şehir bulmayı beklerken, görebildiğim neredeyse tek şey sıra sıra dizilmiş, otomobil ve yedek parça satıcılarıydı. Sonradan öğreniyorum ki, Kandi’liler bu otomobil ve teferruatı ithalatında çok hırslı çıkmışlar ve tekel olmuşlar. Ülkenin limanlarına yapılan tüm ithalat, öncelikle orta bölgelerde bulunan bu 250.000 nüfuslu şehire gelip, buradan ülkeye dağılıyormuş.


Ertesi sabah kutsal diş tapınağına gitmeden önce, bence şehrin en güzel yeri olan botanik bahçelerinde keyifli bir yürüyüş yapıyoruz. İngiliz işgali sırasında yapılan bu bahçeler öylesine geniş, ve öylesine bakımlı ki, İngiliz karşıtı sıkı bir Sri Lanka milliyetçisi olsam, sadece bıraktıkları bu güzel bahçeler için İngilizlere şükran duyardım. Sri Lanka’lılar da duyuyor olacak ki, İngilizlerin gidişinden 60 yıl sonra bile bahçeler inanılmaz bakımlı.



Kutsal diş tapınağında tabiki dişi görmüyoruz. Dişin altın bit kutu içinde saklandığı odanın, ağır gümüş kapısının önünden saygıyla geçiyoruz. Odanın kapıları günün belli bir saatinde kısa süre için açılırmış. Etrafta yerlere oturarak sabırla bekleyen hacılar ise günün o saatinin gelmesini bekliyorlarmış, ama tabi bizde o sabır yok. Kandi Krallarının 1687 yılında yapımına başladıkları bu tapınağın diğer odalarını geziyoruz.



Tapınak 1998 yılında Tamil gerillalarınca bombalandığından beri, güvenlik önlemleri çok sıkı. Neredeyse havaalanından bile daha iyi bir kontrol var. Bu arada eğer bir gün yolunuz düşerse, binanın çıkışında bulunan küçük kitapçı dükkanında ki, Budizm üzerine yazılmış İngilizce kitaplar son derece ucuz ve çeşitli.

Bu arada tam tapınaktan çıkarken, kutsal diş festivalinin en önemli şahsiyetini de günlük sivil giysileri içinde, tapınak bahçesinde turlarken görmek şansına da erişiyoruz.



Kandi’de benim gibi aval aval etrafa bakmak yerine şakır şakır fatoğraf makinesini çalıştıran, ve hatta tapınakta ikimizide Budist günahına sokarak, benim Buda heykellerine arkamı dönmüş bir resmimi bile çekmeyi başaran ( Sri Lanka’da Buda heykellerine arkanızı dönerek poz vermeniz ve resim çektirmeniz ülke geleneklerine saygısızlık kabul ediliyor ve etraftaki görevliler bu konuda çok titiz) ve sonrasında da bu fotoğrafları benimle paylaşan sevgili seyahat arkadaşım Sema Ocakcıoğluna, buradaki fotoğrafları için mavilimon’dan binlerce teşekkür....

9 yorum:

behcet dedi ki...

bu siralar seyahat yazilarinizin sikligi azaldigindan,vazmi gectiniz artik yazmaktan diye biraz korkmaya baslamistim ,gene cok guzel yazarak ,okuyanlari oralara goturmeyi basarmissiniz,bizi yazilarinizdan eksik birakmayin,yeni yazinizi merakla bekliyecegim.

yaban dedi ki...

`... gunluk sivil giysileri icinde tapinak bahcesini turlarken..` :))
buna cok guldum, kucucuk bir dis icin cikan savaslara uzuldum, ama benzer seyler butun toplumlarda yok mu diye dusundum, velhasil guzel yazini bir solukta okudum, sri lanka hakkinda biraz daha bilgilendim, demek buda heykeline sirtini donup poz vermek saygisizlik,..
hele de en bastaki tasvirin cok guzel olmus, yedek parcacilarla kendim burun buruna gelmis gibi hayal kirikligi yasadim, sanki hemen o anlatimin arkasindan iste boyle bir sey diye bir fotograf gelecek sanmistim ama hayalimde canlandirmama bile yetti, tesekkurler, :)

Nihat Akkaraca dedi ki...

Teşekkürler Ayşegül,
Yazılarınız sayesinde uzakdoğuyu iyice tanımaya başladım.
Okurken sanki oraları dolaşıyorum. Sağol...

Tijen dedi ki...

Ayşegül'cüğüm,
Yine mi gittin bir yerlere diyeceğim. Yoksa bunlar hep çıkından mı çıkıyor? Ama gez gez hep gez. Var mı gezmek gibisi?

Aysegul dedi ki...

Tijen'cim bunlar son seyahatten, çıkına Sri Lanka bitince tekrar döneceğim. Bu arada sen de hoş geldin. Özletmiştin...

Geveze Kalem dedi ki...

Hay Allah! Alt tarafı bir diş, diyeceği geliyor insanın.

Sevgili Ayşegül, bilmem hatırlar mısın aylar önce verdiğin bir söz vardı; Meksika!

Unutmuş değilim. Güncelleme performansını Küba'yı anlattığın dönemlerdeki kadar iyi görmek dileğiyle.;-)

Aysegul dedi ki...

Sevgili Geveze,
sana verdiğim sözü unutmuş değilim, hatta geçenlerde Frida filmini alıp seyrettim, bayağı da bir havaya girdim. Şu Sri Lanka gevezeliklerim bittikten sonra sıra Meksika'da

Kirpikteki Gözyaşı dedi ki...

Merhaba Ayşegül:) Uzakdoğu sanırım benim kolay kolay cesaret edip de gidebileceğim bir yer değil. Yemek konusu çok sıkıntı olurmuş gibi geliyor. Ama insanın dünyanın her yerini gezebilmesi, her yerde bir iz bırakıp, her yerden de bir iz alması çok güzel! Yakın zamanda İtalya turuna gitmeyi düşünüyoruz. Bu konuda bilgin var mı acaba? Yeni yazını sabırsızlıkla bekliyorum.

Sebla:)

Aysegul dedi ki...

Tekrar merhaba Sebla ve mavilimon'a hoş geldin. İtalya'nın klasik şehirlerini gezmedim, ancak bir vakitler Tirol bölgesinde, Bolzano ve Garda gölü civarlarında keyifli bir hafta geçirmiştim. Eğer sende benim gibi makarnayı her öğün yiyebilirim diyenlerdensen, kesinlikle yemek sorunu çekmeyeceğinin garantisini verebilirim.
Sevgiler ve görüşmek üzere