29 Ekim 2008 Çarşamba

Li Nehri kıyısında Guilin


Hayatımdaki en güzel yürüyüşlerden birini yaptım o gece Li nehrinin kıyısında. Xian’dan Guilin’e akşam saatlerine doğru sallantılı bir uçak yolculuğu sonrası ulaşmış, bizi karşılayan delice bir yağmur eşliğinde, ancak otele kapağı atabilmiştik.

Dışarıda yepyeni, gizemli, bilinmedik bir şehir dururken, o gece kaderde, dünyanın her köşesinde binlerce benzeri bulunan sıradan bir otel odasına tıkılıp kalmak, anlamadığım bir dilde konuşan TV kanalları arasında insanın ruhunu sıkan, ısrarlı bir zapping turu mecburi gibi görülüyordu.



Ancak sonra ne oldu bilmiyorum, yağmur tanrıları kısa bir mola vermeye karar verdiler. Camdan baktığımda, bardaktan boşanırcasına yağan yağmur yerini ahmak ıslatan kıvamına bırakmıştı.

Gecenin karanlığına aldırmadan kendimi hemen otelden dışarı attım. Dışarısı sessizdi, ıslaktı, yağan incecik yağmur, tüm ışıkların üzerini bir tül perde gibi örterek, solgunlaştırıyordu. Bilmediğim bir şehirde, gecenin bir vakti bomboş sokaklarda dolanmak biraz korkutuyordu ama Li nehrinin cazibesi korkuma üstün geldi.

Nehir kenarı boyunca uzanan parkta hafif tempolu bir yürüyüşe başladım. Yalnız kaldığımız anlarda hep olduğu gibi, seyahatin başından beri aklımın kuytu köşelerine iteklediğim sorunlar koşar adım geri gelmeye başladılar. Çok uzaklardaki bir ülkenin, bilmediğim sokaklarında dolaşan bir sevdiğim vardı. O ülkeye gitmelimiydi, gitmemelimiydi....Sonra İstanbul vardı. Bir kaç ay önce işten ayrılmıştım, çalışmadan idare edebilirmiydim yoksa yeni bir işe mi başlamalıydı....Sonra dönünce evde bekleyen acil tadilat işleri vardı, hangi ustalar aranmalıydı, acaba çok pahalı tutarmıydı...

Sonra Li nehri artık dayanamadı ve bana seslendi. Madem kalktın buralara kadar geldin, dedi, şimdi sadece burada benimle ol...İşte o anda kafamın içindeki dur durak bilmez sesler sustu, ve sonradan farkettim ki, o kıyıda hayatımdaki en uzun meditasyon süreçlerinden birini yaşamışım. Artık gittikçe irileşmeye ve hızlanmaya başlayan yağmur damlaları ile adeta tek tek bütünleşerek yürüdüm. Bir süre sonra beni durduran tek şey birden bomboş ve genişçe bir köprüye ulaşmam oldu. Artık yağmur yine bardaktan boşanırcasına kıvamına dönmüştü, ben ise Li nehrinde saatlerce kulaç atmışcasına yorulmuş ve ıslanmıştım.

Sabah olunca yağıp yağmamaya bir türlü karar veremeyen bir hava altında tekne ile Li nehri turuna çıktık. Bir önceki gece benim yürüdüğüm parklardaki Tai Chi yapan yaşlıları ve sabah ışıkları altında tüm güzelliği ile ortaya çıkan Guilin şehrini yavaş yavaş geride bırakarak, Li nehri üzerinde yol almaya başladık.

768-824 yılları arasında yaşamış Çin’li ozan Han Yu’nun yazdığı gibi ‘’nehir ipekten yeşil bir kemer gibi, dağlar ise mavi yeşim saç tokası’ benzetmesine çok uygundu. Etrafında beslediği yemyeşil kıyıları ve neredeyse hepsinin ayrı bir hikayesi olan dağları ve tepeleri ile bana Vietnam’ı hatırlattı. Zaman zaman yağıp kapatan puslu bir hava ve sanki bir rüyadan çıkıp gelmişcesine görünen manzaralar eşliğinde, ağır ağır giden teknede huzurlu ve keyifli saatler geçirdik.

Ama her güzel şeyin sonu olduğu gibi, bu gezininde sonu geldi ve Çin’li kaptan ve yandaşları, o hep yazdığım tüccar genleri nedeni ile olsa gerek, bu huzur dolu saatlerin ardından bizi getirip kocaman bir pazar yerinin kenarına bıraktılar. Satıcıları aşıp otobüse ulaşabilmek inanın bana büyük beceriydi.

Guilin’in yağmuru bu güzel şehirden ayrılmamıza çok zor izin verdi. Önce bizi havaalanına götüren minibüs, yağmur bardaktan boşanırca terimini boşa çıkaran ve adeta dev kovalardan boşalırcasına yağmaya başlayınca olduğu yerde durdu. Dakikalarca bu gökten yağan su kütlesinin içinde, hiç bir şey görmemecesine hapsolduk. Havaalanında ise beklendiği üzere uçak kalkmıyordu.Bu üç saatlik gecikmeyi değerlendirmenin yolu ise elbette bulunurdu.

Şisesi 50 dolara satılan Çin’lilerin en ünlü içkisi Mai Toi’ ı duyduğumdan beri denemek istiyordum. Hemen orada beş kişilik bir kooperatif kurmak sadece bir kaç dakikayı aldı. Kooperatifin bütçesine, bir bardak ve iki paket fıstık ücretleride katılınca, sonrasında pirinçten yapılan bu sert ama çok lezzetli içkiyi, keyifli bir muhabbet eşliğinde, bitirmek hiçde zor olmadı.

Kanton’a giden uçağa binmek üzere olan yolcular arasında, şen kahkahaları ve bir hayli dönen başları ile kooperatif üyelerini ayırmak ise çok kolaydı..


Not: Biraz zor görünür olsada, ilk panoramik Guilin fotoğrafı Wikipedia'dan

4 yorum:

Geveze Kalem dedi ki...

Sevgili Ayşegül, bu yazını neredeyse yaşamış gibi okudum. Bunun sebebi her zaman beğendiğim ifade gücün olduğu gibi aynı zamanda son okuduğum kitabın etkisinden hâlâ kurtulamamş olmam. Şibumi'yi okudun mu bilmiyorum, kitabın sadece küçük bir bölümünde Çin geçiyor aslında, ama çoğunlukla Japonya ve uzakdoğu görgüsünün işlendiği bir kurgu hakim. Hatta işin senin yazınla en örtüşen yanı, kahramanın bir meditasyon ustası olması(bu çok basit bir tanım oldu ama ne demeliyim bilemedim:)) ve bahsettiğin doğa güzellikleriyle bütünleşip, kim zaman nehir olarak akması, kimi zaman engin yeşillikler olup salınması... Yine bir tuhaf rastlantı da var ki, o kitap sayesinde yıllardır farkında olmadan meditasyon yapmış olduğumu fark etmemdir. Bunu yarın post yapmayı planlıyordum tam da.:)
Yani özetle Li nehri kıyısındaki yüryüşte yaşadığın tadı -hayır tahmin etmiyorum- biliyorum.
Sevgiler...

Aysegul dedi ki...

Şibumi'yi birkaç yıl önce okumuştum, ama bir takım detayları sen anlatınca hatırladım. Meditasyon hakkında bende hep yazmak istiyorum, hatta bir kaç kez oturup bir kaç satır bile karaladım ama nedense daha istediklerimi kağıda dökemiyorum, hep bir şeyler eksik kalıyor sanki..Dolayısıyla senin yazını merakla bekliyorum, seni bildiğim kadarıyla benim kafamdan geçenleri de bir ucundan mutlaka kağıda dökmenin bir yolunu bulursun...

Boogie dedi ki...

Sizi ve konuk yazarlarınızın yazılarını büyük bir keyifle okudum. Bilgilendirici ve ayrıntılı yazılardı. İnşallah günün birinde benim de yolum gittiğiniz yerlere düşer. Sevgiler...

Aysegul dedi ki...

Hoşgeldin Boogie, iyikide geldin, ziyaretin sayesinde bende seni tanımış oldum. Bundan sonra daha sık görüşmek üzere...