13 Ekim 2007 Cumartesi

En güzel Sonbahar

Bugün bayramın ikinci günü. İstanbul’da gri ve ıslak bir hava var. Artık bugün sonunda yazın bittiğine ve sonbaharın başladığına ikna oldum. Pencereden baktığımda, apartmanlar ve hala yeşile direnmekte olan bir kaç ağaçtan başka bir şey görmüyorum. Biraz evvel kısa bir hesaplama yaptım kafamdan. Hayatımda şimdiye kadar gördüğüm en güzel sonbahar manzarasının bundan tam 26 yıl öncesine ait olduğunu buldum. Arabayla gidiyorduk, nereye gittiğimiz hatırlamıyorum ama resmin arkasına 10.Ekim 1981 tarihini atmışım. Yolun iki tarafıda ormanla kaplıydı, ve yeşilin, sarının ve kırmızının tüm tonları adeta delice iç içe geçmişti. Kayıp giden renkler karşısında adeta transa girmiştim. Bunlar buranın en güzel günleri demişti beraber olduğum aile.

Yukarıdaki fotoğraftan hala benim beynimin bir köşesinde pırıl pırıl kalan bu ana ulaşmak hiç kolay değil. 16 yaşında beceriksiz bir fotoğrafçı, kötü bir makina, kötü bir baskı ve 26 yılın tozu.

Yer West Virginia / Amerika. AFS Kültürel Değişim programı ile gittiğim ve bir yıl kaldığım Keyser kasabasında ilk aylarım. İlk defa ailemden ayrılmışım, ilk defa yurt dışına çıkmışım, gördüğüm, duyduğum, yediğim, içtiğim her şeyi adeta beynime kazıyorum. O zamanlardan kalma çok keskin bir anı işte bu.

Bu Bayram biraz nostalji yaptım çünkü Facebook’dan tam 26 yıl sonra o zamanlarki en iyi arkadaşım Gary’i buldum. Benim Walker ailesi ile oturduğum evin 3 ev ötesindeki evi satın almış ve beraber gittiğimiz Keyser Lisesi’nde öğretmen olmuş. Birkaç gündür sürekli havadis ve fotoğraf değiş tokuşu yapıp duruyoruz.

O zamanlar Türkiye’de bambaşka bir yerdi. Amerika’ya gideceğim kesinleştikten sonra, bana harçlık vermek için, Amerikan Doları alma derdine düşmüştü ailem. 32 sayılı (ydı galiba) Türk parasını koruma kanunu halen geçerli, dolayısıyla yabancı para bulundurmak suç. Bir yıl süresince giderlerimizi Amerika’daki aile karşılamayı kabul ettiği için tüm AFS öğrencilerine TC Devleti tarafından satılabilecek tutar kişi başı 100 ABD Doları. Bir yıl boyunca bozdur bozdur harca. Üstelik parayı Eskişehir’deki Merkez Bankası Şubesi’nden de vermiyorlar. Bir sabah rahmetli babamla beraber Eskişehir’den otobüsle İstanbul’a gidip, Karaköy Bankalar Caddesi’ndeki Merkez Bankası Binası’dan, bir dolu belge verdikten sonra, bir adet 100 dolarlık banknotu, vezneden aldığımız zaman hala dün gibi aklımda.

Yıllar sonra bankacı oldum, ve Türkiye’ye milyonlarca dolar para getiren pek çok antlaşmaya imza attım ve sanırım o zamanlar borç haneme yazılan 100 Doların karşılığını da en azından parasal değer olarak fazlasıyla ödediğimi düşünmek bugün beni mutlu ediyor.

Sonbahar manzarası derken nereye geldik, ama 26 yıl öncesinin Amerika’sına zaman zaman dönmeyi düşünüyorum. Oldukça ilginç karşılaştırmalar ve komik olaylar var yazabileceğim. Bu arada Konya’da daha bitmedi, yağmurlu bir günün yazısı girdi araya o kadar.

Herkese iyi bayramlar......

9 yorum:

Butterfly dedi ki...

hatıralar sandıkta bile olsa, tozlu bile olsa bir gün kalkıp gelebiliyorlar değil mi? bir tek hissedilen mekanlar ve hissedilen anılar bu kadar tazeliği ile kalabilir insan zihininde, sadece o anları anmamaışsın bence o anlara olan özleminide çok güzel anlatmışsın, beni de, senin kadar eski olmasa da, yıllar öncesinin bir İstanbul sonbaharına götürdü yazın! 2000,Kasım... Sevgiler.

Aysegul dedi ki...

Bazen kendi beynimde neleri taşımış olduğum, neleri yıllar öncesinden gizleyip bugünlere taşıdığım beni en şaşırtan şeylerden biridir Butterfly. Acaba bugünlerden 20 yıl sonrasına da neler kalacak diye çok merak ediyorum.Sevgiler..

Alp&Ege'nin annesi dedi ki...

Aysegul, seninle cakisan ortak yönlerden biri daha, 32 sayili karar cercevesinde kambiyoculuk yillari...Hayatindan bahsetmen birden bire cok hos olmus, merak ettim ABD ve ilginc olaylari, yaz en kisa zamanda lutfen meraklandim, birak KOnya biraz bekleyiversin...Sevgiler

Aysegul dedi ki...

Alp&ege'nin annesi asıl oturalım bir gün bankacılık anılarımızı yazalım. Yaşlarımız aynı olduğuna göre, yeni başladığın yıllarda sana da asla sonu gelmeyecekmiş gibi gelen ihracat vergi iadesi dosyası yaptırmışlarmıydı, yada şeritli teleksleri hatırlıyormusun, veya kur sabit olduğu için 40% komisyonla yapılan işlemleri. Ama özellikle o vergi iadesi dosyaları tam kabusumdu. Şu salyangozcu bir adam vardı hani, Türkiye'de ilk hayali ihracatı yapan, günlerce onun dosyalarını hazırlatırlardı bana...

Alp&Ege'nin annesi dedi ki...

seritli teleksleri hatirlamazmiyim kompitani olmustum. gör-kalemlerde nakliye firmalarinin harcirahlarini kapama dosyalari benim de baslangictaki ilk islemlerimdi...Ayyy ne sIkIciYDI dunya kadar ellenmis fisleri siraya koymak, yil 1987'ydi...

Tijen dedi ki...

Ayşegül'cüğüm,
Daha geçenlerde o günleri andım ama kiminle bak onu hatırlayamıyorum. Liseden bir arkadaşım gitmişti AFS ile Amerika'ya, bense sınavına bile girmeye çekinmiştim demiştim galiba. Sana imrenmedim desem yalan olur. İyi ki gitmiştin. Ben bunu yıllar, yıllar sonra gerçekleştirebilip Boston'a, yaşamaya gittiğimde anlamıştım ancak, 'başka bir ülkede yaşamanın insana kendini öğrettiğini'.

Aysegul dedi ki...

Tijen'cim hakikaten insan yabancı bir ülkeye gidip, kendi başına kalınca büyümeye başlıyor. Boston'da Amerika'da en sevdiğim yerlerden biri olmuştu. Eminim çok keyifli zamanların geçmiştir orada. Ara sıra anlatsana.

OGUL dedi ki...

Harika! Nice nice yolculuklara... imrendim!
Butun bu yolculuklar, yazilar, fotograflar... hic de azimsanacak bir emek degil aslinda! Okurken Buket Uzuner'in kitaplarindan aldigim tadi aldim! Hatta daha da fazlasini! Ellerinize ayaklariniza saglik! Hem yazilar hem de fotolar son derece profesyonelce! Anlatim da harika... insan sonuna kadar ilgiyle okuyor ve "daha yok mu" diyor.
Butun bu yazilar bir sekilde yayimlanmali, cok daha fazla insana ulasmali... yoksa sadece burada kalirlarsa cok yazik olacak!
Harikasin Aysegul! Devam...

Aysegul dedi ki...

Sevgili Ogul,
güzel yorumun için teşekkürler. Bu sıralar yazma konusunda nedense tembel bir ruh halindeyim ama beni motive ettin, ve yeni yazıyı kafamda planlamaya başladım bile. Teşekkürler