9 Temmuz 2008 Çarşamba

TARSUS (2)


Aynur Koç'un geçen bölümde başlayan Tarsus gezisi devam ediyor......


ULU CAMİ VE SAAT KULESİ

Birlikte ilk olarak Ulu Cami’ye gidiyoruz. Tam da namaz vakti... Cemaatin çıkmasını beklerken caminin kuzeybatısındaki saat kulesini görüntülüyorum. 1890 yılında
Kaymakam Ziya Bey tarafından yaptırılmış olan saat hala tıkır tıkır çalışıyor.

Ulu Cami de Kırkkaşık Bedesteni ile aynı yılda (1597) yine Ramazanoğlu Piri Paşa’nın
oğlu İbrahim Bey tarafından yaptırılmış.


Enine dikdörtgen planlı ibadet mekanı ve kuzey tarafındaki revaklı avluda Geç Antik ve Bizans Çağına ait devşirme sütun başları dikkat çekiyor.



ROMA KÖPRÜSÜ

Yürüyerek şehri gezmenin faydasını bu bölgede fazlası ile görüyorum.Uğur’la sohbet ederek yürürken birden önümüze Makam-ı Şerif camiini genişletmek için yapılan çalışma esnasında ortaya çıkan Roma Köprüsü düşüyor. Modern şehrin merkezine çok yakın yerdeki bu antik sürpriz beni çok mutlu ediyor . Her gün yanından defalarca geçenler, ekmek derdine düştüklerinden, heyecanıma katılmaktan çok uzak, hızlı adımlarla yanımdan geçip gidiyor... Bir zamanlar nelere tanıklık ettiğini düşünerek tel örgünün boşluğundan yanlızlığına terk edilmiş köprünün resmini çekmeye çalışıyorum.



DANYAL (DANİEL) PEYGAMBERİN KABRİ
Makam-ı Şerif camiinin altında Tarsus Belediyesi’nin sponsorluğunda, Tarsus Müzesi tarafından yapılan kazı çalışmasında caminin içinde bulunan temsili kabrin altındaki mezara ulaşılmış. Türkiye’de bilinen ilk Peygamber Kabri ‘nin ziyarete açılması için çevre düzenleme çalışmaları tüm hızıyla devam ediyor.

Kehanetiyle yahudileri Babildeki esaretten kurtardığına inanılan Danyel (Daniel) M.Ö 587
yılında Kudüsü feth eder. Aralarında Daniel’inde bulunduğu başarılı çocukların sarayında eğitilmesini arzu ettiği için Babile götürür .
Bir gün kral kendini Tanrı ilan eder, herkesinde bunu kabul etmesini ister. Danielin hayatı bu olayla değişecektir. Zira Daniel durumu kabullenmeyecek,ceza olarak aslanla dolu çukura atılacaktır. Ne var ki üç gün sonra çukurun kapağı açıldığında aslanların Danyal ‘a itaat ettiği görülecek, beklenmedik durum üzerine II. Nabukadnezar Tanrı olmadığını açıklamak zorunda kalacaktır.

Daniel, bundan sonra yahudilerle ilgili kehanetleri gerçekleştirdikçe , yavaş yavaş peygamberliğe geçecek ve Babil dışına pek çok seyahat yapacaktır.
Ziyaret ettiği yerlerden arasında Tarsus’un farklı bir yeri olur. Tarsus’a gelişi kıtlık zamanına rastlar . Rivayete göre gelişi ile şehre bolluk ve bereket getirdiği için Tarsus halkı Babil’e dönüşüne izin vermez ve ölünceye kadar Tarsus’ta yaşar.
Hz. Danyel bereket peygamberi olarak dinler tarihindeki yerini alır.

KUBAT PAŞA MEDRESESİ




Roma Köprüsü ortaya çıkınca Makam-ı Şerif caminin cemaatine yeni yer açmak gerekir. Hemen karşısında geçmişte müze olarak kullanılan Kubat Paşa Medresesi’nin bir bölümü, müzenin buradan yeni binasına taşınmasıyla ibadete açılır.
Ramazanoğlu Beyi Kubat Paşa tarafından 1550 de yaptırılan ve o zamandan günümüze kadar gelen tek eğitim ve öğretim kurumudur.

BİLAL-İ HABEŞ

Gelelim müslümanlar için önemli olan Bilal-i Habeş Mescidi’ne.
Antony Queen’li ‘’Çağrı’’ filmini hepimiz defalarca izlemişizdir.
Hz. Muhammed’e ilk inanlardan olan Bilal-i Habeş yanık sesi ile okuduğu
ilk ezan ile gönüllerimizde farklı yer etmiştir.
Hz. Ömer zamanında feth edilen yerleri ziyaret eden Bilal-i Habeş ‘in
Tarsus’ta kaldığı misafirhane sonradan mescide dönüştürülür ve temsili kabir yapılır.
Arap ordularının meşhur müezzini olarak ünlenen Bilal-i Habeş’in misafirhanede kaldığı
süre içinde ezan okuyup namaz kıldırdığı söylencesi mescide ilgiyi daha da artırmıştır.





KLEOPATRA KAPISI

Atatürk parkı tarafına doğru yöneldiğimizde tarihi Kleopatra kapısını görüyoruz.
Deniz Kapısı, Silike Kapı ve St.Paul Kapısı gibi isimler kullanılsa da M.Ö 41 yılında
o zamanlar deniz olan bu bölgede Marcus Antonius, Kleopatra’nın gemisini karşılayıp,
kente buradan girdikleri için tutan isim Kleopatra Kapısı olmuş.
İsim koymakta çok usta olan halkımız Sezar’dan sonra dönüp birde Marcus Antoinus’la
aşk yaşayan Kleopatra’yı içine pek sindiremediği için bu kapıya uzun yıllar
“Kancık Kapı”da demiştir.


Kapının hemen önündeki meydanda çok güzel bir Atatürk heykeli bulunuyor.



Milli Mücadele yıllarında Çukurova (Mersin, Tarsus, Dörtyol, Adana) Kuva-i Milliyecilerinin Mustafa Kemal’in gönlünde farklı biri yeri olmuştur. Mondros Mütarekesi’nden hemen sonra bölgeyi işgal eden Fransızların, Ermenilerle iş birliği
yapmaları yöre halkına eziyet etmeleri Kuva-i Milliyecileri sonunda
çileden çıkarır. Kuva-i Milliye hareketinin ilk kıvılcımı 1919 da burada çakar.
Mustafa Kemal’in Tarsus için iki önemli cümlesi vardır.
“Tarsuslular sizlerle gurur duyuyorum” ve
“Tarsuslular, Sizleri, Tarsus’u hayatım boyunca gönlümde taşıyacağım”.


En sonuncusu 23 Mayıs 1938 de olmak üzere, Atatürk , Tarsus’u 3 kez
ziyaret etmiştir. Yolculuklarında kullandığı lokomotif ve
vagonlardan bazıları bugün Tarsus Tren İstasyonu’nun önünde sergilenmektedir.TARSUS MÜZESİ

Kubat Paşa Medresesi’nden yeni binasına taşınan Tarsus Müzesi mutlaka ziyaret edilmelidir.
Müze içindeki Kalkolitik, Tunç ve Demir Çağı eserleri Adana yöresi ve Doğu Anadolu buluntularıdır.
Arkaik, Klasik, Helenistik dönem eserlerin yanı sıra gözyaşı şişeleri, bronz heykeller, amphora ve kantar gibi Roma eserleri müzeyi zengin kılmaktadır.
Bahçede ve alt katta bulunan mezar stelleri ve pişmiş toprak mezarlar M.Ö. 6. yüzyıldan
M.S. 5. yüzyıla kadar Tarsus ve yöresinin ölü kültünün belgeleridir.




NUSRAT MAYIN GEMİSİ
Çanakkale nere Tarsus nere demeyin!
Tarsus Belediyesi burada bir Çanakkale Parkı oluşturmuş.
275 Kg.lık mermiyi sırtında taşıyan Seyyid onbaşı da burada, Nusrat Mayın gemisi de.
Tophaneli Hakkı Bey komutasında Çanakkale Savaşı’nın hiç şüphesiz bir büyük kahramanı da Nusrat Mayın Gemisi’dir. Aslının Tarsus’ta, taklidinin Çanakkale’de olması kaderin bir cilvesi gibidir. Bir gecede Boğaz’a onlarca mayın döşeyen Nusrat bugün altına döşenmiş olan
ufak havuzda, binalar arasında, denizden uzak bir yerde tek tük ziyaretçisini bekleye dursun Çanakkaledeki kopyası hergün yüzlerce ziyaretçinin akınına uğruyor…
Yine de Nusratı jilet olmaktan kurtarma duyarlılığı gösterdiği için Tarsus Belediyesi’ne şükran duymalıyız.


TARSUS’UN HEMEN YAKININDA GÖRÜLMESİ GEREKEN YERLER

ŞELALE


Şelale, Tarsus’un 3 km. kuzeyinde antik devirdeki adı Kidnos (Cydnos) olan, soğuk suyu nedeniyle arapların Berdan adını verdiği nehir üzerinde.
Romalılar döneminde şelalenin bulunduğu alan nekropol olarak kullanılmış. İyi bir yüzücüyseniz bugün şelalenin derinliklerinde suyun altında kalan mezarları görebilirsiniz.

Şelale manzaralı lokantada dostlarla hem yemek yemek hem de gezinin notlarını paylaşmak üzere mola veriyoruz.

Menü: Fındık lahmacun, acılı ezme, acı ezmeli ekmek, Ali Nazik, humus, içli köfte, fellah köftesi gibi arap etkisindeki ( Doğu ve Güney Doğu Anadolu benzeri) yerel yemeklerle sadece bu yöreye özgü sıkma (bir nevi dürüm) masaya dizilince kilo alma korkusunu bir tarafa bırakarak bir güzel yemeğe başlıyoruz. Tüm bunların üstüne tatlı olarak tahin helva ile mamul ( kurabiye) ve limonata eklenince masadan kalkmak zorlaşıyor


Acılı Ezme -Acı Ezmeli Ekmek


Ali Nazik - Fellah Köftesi

Fındık Lahmacun - Humus


İçli Köfte - Sıkma

Mamul (kurabiye) - Tahin Helva


Söz yemekten açılmışken:
TARSUS’ta ne nereden alınır? nerede ne yenir?
Humus- Kervan Humus,
Tahin Helva –Okyay Gıda San,
Tarsus fındık lahmacun-Bardakaltı lahmacun,
Mamul-Meyan,
Tarsus baklavası-Keleşoğlu,
Tarsus cezeryesi-Görallar, Ziya Dede, Şekeroğlu,
Boyan-Meyan,
Yöre yemekleri- Hakkı Usta Kent Lokantası, Anadolu Sofrası,
Sıkma-Adana Havaalanı yolu üzerindeki tüm çay bahçelerinde.


Bu arada masanın altında keyifli keyifli dolaşan bir köpek dikkatimi çekiyor. Tarsuslu arkadaşlar iftiharla köpeğin bu yörenin Türk Pointeri olarak adlandırılan meşhur av köpeği ‘’Çatalburun’’ olduğunu söylüyorlar.
Çok sevimli ‘’Çatalburun’ lar Tarsus’un başka bir zenginliği ama zenginlik
kelimelerde takılı kalıyor, Zira koruma altına alınamadığı için sayıları gittikçe azalıyor.
ESHAB-I KEYF( YEDİ UYURLAR) MAĞARASI
Tarsus’un 12.km kuzeyinde efsanesiyle ünlü mağara.
Öyküsü: Tek tanrı inancına sahip yedi hristiyan kardeş zamanın putlara tapan
Dakyanus adlı hükümdarından korunmak için köpeklerini de yanlarına alarak
bu mağara sığınırlar ve yaklşık 300 yıllık uykularına dalarlar. İlk uyananYemliha olur. Yiyecek almaya gittiğinde elindeki paranın geçerli olmadığını fark eder.
Yemliha gördüğü yeni ortama ,yeni kıyafetlere vs. inanamaz . İnsanlar da onun anlatıklarına . Artık hristiyanlık iyice yayılmıştır. Bu 7 kişi hristiyanlığa ilk inanlardan sayıldıklarından
mağara kutsal hale gelir.

Kuran-ı Kerim’de Keyf süresinde bu mağaradan söz edilmesi, hristiyanların
yanı sıra müslümanlarında buraya ilgisini artırmıştır.


Yedi Uyurların ismilerinin en altındaki köpekleri Kıtmir.

Mağara müslümanlar için de önem kazanınca Sultan Abdülaziz Eshab-ı Kehf’e 1837 de bir cami yaptırır. Bugün mağarayı hristiyanlardan ziyade müslümanların ziyaret ettiği söyleniyor.


JUSTİNİANUS KÖPRÜSÜ (BAC KÖPRÜSÜ)



Adana-Ankara yolunun Tarsus girişinde bulunan bu üç gözlü köprü, Bizans İmparatoru Justinianus tarafından inşa ettirilmiştir.
Osmanlı zamanında bu köprüden geçenlerden alınan paraya vergi anlamına gelen Bac denildiği için Bac Köprüsü de deniliyor.


YENİCE TREN İSTASYONU

Churcill , Türklere ilk kez 1915 de Çanakkale’de yenilir. İngiltere tarihinin bu en acı mağlubiyeti onu işinden ve mevkiinden eder.

Aynı Churchill yıllar sonra, Kahire Toplantısı öncesinde Tarsus yakınındaki Yenice’ye
30 Ocak 1943 tarihinde gelir ve İnönü ile trende toplantı yapar.
Gelişinin amacı, geçmişte savaştıkları Türkleri bu defa kendi saflarına alıp İkinci Dünya Savaşına sokmaktır. İkinci yenilgiyi de burada alır. İsmet İnönü sunulanları yemez ve savaşa girmeyiz.

Bu toplantının yapıldığı tren şimdi Yenice İstasyonu dışında Vagon Müze olarak sergileniyor. Biz geldiğimizde müze kapanmıştı, vagonun içine giremedik, Barış Parkı olarak düzenlenmiş mekanı gezmekle yetindik.



St. Paul yılı nedeniyle sizin de yolunuzun Tarsus’a düşmesini dileyerek
arkamda zengin tarihini ,efsanelerini , Kleopatrayı, Ciceroyu, Lokman Hekimi,
C. Tütengili, diğer tüm iz bırakanları , yeni edindiğim dostlarımı ve dini renkliliği
ile bir zamanlar Romaya senatör gönderen Akdenizin güzel kenti Tarsus’u yeniden
gelmek üzere geride bırakarak trenle Mersin’e dönüyorum.

Not: Tarsus adı ilk kez M.Ö iki bininci yılda Hitit metinlerinde Tar-Şa (Uru Tar-Sa) olarak geçer.

Aynur Koç
k_aynurkoc1@yahoo.com.tr
18 Nisan –26 Nisan 2008 Tarsus-Mersin gezi notlarım ve fotoğraflarımdan (Bedesten ve Medrese Uğur Pişmanlık’a ait) derlenmiştir.

Teşekkürler Aynur... Yolların hep açık olsun

1 yorum:

Sena ağırgün dedi ki...

Gittiğiniz restoranın adı Şelale Restoran mı acaba?