15 Kasım 2008 Cumartesi

Suzhou

Çin’deki son durağımız Şanghay’dan yaklaşık 2 saat uzaklıktaki Suzhou.

Suzhou, yapımına MÖ 586 yılında başlanan ve zaman içinde uzunluğu 1770 km’ye ulaşan Çin’in ünlü antik Büyük Kanal’ının üzerindeki en eski şehirlerden biri. Yüzyıllar boyunca ticaretin merkezi olan şehir, bugünde bu özelliğinden bir şey kaybetmemiş gibi. Şanghay – Suzhou yolu boyunca dünya ticaretinin dev isimlerinin yatırımlarını görmek olası.

Marco Polo’nun 13.yüzyılda ziyaret ettiği ve çok görkemli ve asil bir şehir diye niteleyerek, kanallarının üzerinde 1600 taş köprüsü olduğunu söylediği şehir, belliki bir zamanlar çok hoş bir şehirmiş ve kanallarından ve onların kıyısında oluşan yaşamdan dolayı Doğu’nun Venedik’i olarak adlandırılırmış. Şimdi ise Çin’deki büyük yıkımdan o da payına düşeni fazlasıyla almış.

Büyük Kanal’da çıktığımız bir tekne turunda bu yıkımı yakından görme şansımız oluyor. Kanal’ın iki yanıda tamamen bir şantiye görünümünde. Etraftaki evleri yıkıp, yerine ısmarlama çiçekler ve ağaçlar dikip, park yapmakla meşguller. Daha önceleri teknelerle, daha küçük kanallara girip, evlerin arasında gezmek mümkün oluyormuş ama bizim Suzhou’da olduğumuz günlerde izin vermiyorlardı. Bu küçük kanallar, suyun hareketsizliğinden dolayı çok kötü kokmasına rağmen, günlük hayatın yakından gözlemlenebildiği hoş yerlermiş. Çin’liler herhalde oralarada bir iyilik düşünüyor olacaklar ki tekneleri yasaklamışlar.

Suzhou tarih boyunca bahçeleri ve ipek üretimi ile ünlü olmuş. Ming Hanedanı döneminde burada 271 adet bahçe varken, bu sayı şu anda 42. Bu ülkede bu sayının korunabilmesi mucize gibi....

Çin bahçelerinin en önemli, ancak benim estetik zevkime uymayan özelliklerinden biride, değişik şekil ve biçimlerde kayaları bu bahçelerde sergilemeleri. Bana mercan kayalarını hatırlatan, denizin yada rüzgarın etkisiyle aşınmış kayalar bunlar. Burada iki bahçe gezdik. İlki oldukça küçük ama ismi – Balıkağları Ustasının Bahçesi – ve yer döşemesi mozaikleri ile çok güzel bir yer. İkincisi ise yaklaşık 3/5 i sularla kaplı, beş hektar üzerine kurulmuş Mütevazi Yöneticinin Bahçesi. Böyle görkemli bir bahçeyi ve içindeki evleri, pavyonları inşa ettirmek pek mütevaziliğe uymasada, adam kendini öyle görüyormuş işte ne yapacaksınız. Bu bahçelerin ve içinde yaşadıkları evlerin sahipleri genelde emekli olmuş yada gözden düşmüş eski imparatorluk yöneticileri olurmuş.

Bir Çin atasözü şöyle dermiş: ‘Gökte cennet vardır. Yeryüzünde Hangzhou ile Suzhou.’ Hangzhou’yu bilemem ama Suzhou eski zamanlarda parkları, bahçeleri, zarif pagodaları, ticaretin beraberinde getirdiği zengin ve refah hayat tarzı, bugünde örnekleri ipek atölyelerinde görülebilen, incecik ipeği işleyerek sanat eserleri ortaya çıkaran zarif kadınları ile görülesi bir şehirmiş. Bugün ise tüm bunları ufak ufak parçalar, kurtarılmış bölgeler halinde görebilmek mümkün, tabi beraberinde az biraz da zengin bir hayal gücü de gerekli.


Şehirdeki Kuzey Pagoda’sının üst katlarından işte bu gözlerle Suzhou’ya bakıyorum. Tek görebildiğim hızla yenilenen bir şehir oluyor. Eski’nin izlerine ise ancak ısrarlı gözler ulaşabiliyor.

Suzhou’nun bie diğer ünlü pagodasıda Yunyan yada Kaplan Tepesi Pagodası. 961 yılında inşa edilmeye başlanan yapı, aynı zamanda Çin’in Pizza Kulesi olarak adlandırılıyor. Pagoda yapıldığı günden beri yana doğru 2.32 metre yatmış durumda. Etrafındaki güzel bahçelerini süsleyen renk renk çiçek cümbüşünü görmek içinde mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer.
1. ve 5. fotoğraflar Wikipedia'dan

4 yorum:

mavimantar dedi ki...

Sevgili Ayşegül...
Buraya geldiğimde,okuyormuş gibi değil de, daha çok seni dinliyormuş gibi hissediyorum kendimi...
Ha, birde ikinci resim bir harika...Ama şimdilerde bu kanal çevrelerinin şantiyeye dönüştüğünü öğrenince...Demek ki her yerde, doğal olanları tüm hoyratlığıyla yok edip, yerine ısmarlama parklar yapmakla iyi bir iş yaptığını sanıyor insanoğlu...

Nihat Akkaraca dedi ki...

Ben de Çin'e kısa bir gezi yapmış gibi oldum. İki kez okudum. sağol, Ayşegül.

Kek ve Kahve dedi ki...

mavi mantara katılıyorum ayşegül,
bir tek senin sayfanda iç ses benim değil de sanki senin.
güzel fotoğraflar özellikle şangay.

Boogie dedi ki...

Bahçe resimlerine bayıldım. Yazınızı okurken orada olmak istedi. Ellerinize sağlık. Sevgiler...