7 Mart 2013 Perşembe

Chefchaouen - Şeyşaven : Fas'ın mavi kenti



Fez’den Tanca’ya  gideceğimiz gün saat 6:30’da otelden ayrılıyoruz..Tanca’dan önce gezimizin en hit noktalarından biri olan Şeyşaven’e uğrayacağız..Gezimizden aylar önce, internetten toplayıp, evin orasına burasına resimlerini astığımız bu mavi şehir uzun süre hayallerimizi süsledi, bugün gerçeğe dönüşecek.. Yarı uykulu, çekçek valizlerimizi sürüye sürüye ayrılıyoruz otelden. Valizlerimizin tekerleklerinin parke taşlarda çıkarttığı sesler hem bizi uyandırıyor, hem de geçtiğimiz sokaklardaki insanları…

Fez’de sabahın o saatinde çöpler toplanıyordu. Tıpkı Mardin’de olduğu gibi, Fez’in daracık sokaklarının çöp arabaları eşekler. Burada eşekler zaten ayrı bir güzel, pek çok yerde kullanılıyorlar ama her gelişmemiş ülkede olduğu gibi iyi bakılmayıp, çok fazla çalıştırılıyorlar. Kimilerinin durumuna çok üzüldüm, o sürmeli gözleri ile insana öyle de güzel bakıyorlar ki..

Bugün bütün gün boyunca yağmur bulutları bizimle birlikte..Allah’tan Şeyşaven’e ulaştığımızda biraz mola veriyor, hızını azaltıyor.. Bir tepe üzerine kurulmuş mavi evleri ile kent uzaktan da güzel ama asıl sürpriz şehrin ara sokaklarına dalınca başlıyor..Arabayı bir otoparka bıraktıktan sonra, eski şehrin girişini fazla zaman kaybetmemek için iki turiste soruyorum, hemen tarif ediyorlar..

Şansımıza şehrin girişine Rif dağlarından gelen kadınlar Pazar kurmuşlar. Bellerine bağladıkları kırmızı-beyaz çizgili kalın peştamal benzeri kumaşlardan hemen ayrılıyorlar. Ama fotoğraf çekmek her yerde olduğu gibi burada da zor.  Rif kadınlarının bir başka aksesuarı da renk renk ponponlarla süsledikleri hasır şapkaları..







Şehir İspanya’nın Hristiyanlar tarafından fethi sonrası, oradan kaçan Yahudilere ve Müslümanlara sığınak olmuş. Uzak ve dağlık bir bölgede olmasının da etkisiyle uzun süre Avrupa’ya kapalı, özerk bir bölge olarak kalmış. 1920’ye kadar tüm yabancılara, özellikle de Hristiyanlara kapalı bir şehirmiş.
Şehrin alameti farikası mavi duvarları ise Yahudi geleneğinden geliyor. Tevrad’da  İsrailoğullarına, dua şallarının bir ilmeğini mavi renk dokumaları emredilir. Bu maviye bakınca, mavi gökyüzünü ve onun üzerindeki Tanrı’yı ve cenneti düşüneceklerdir.







Şehrin duvarlarının maviye boyanması ise 1930’lu yıllarda başlıyor ve belki de çok uzak olduğu için pek çok kişinin  uğramayacağı bir dağ kasabasını Fas turizminin yıldızlarından biri yapıyor.
Eski şehrin mavi sokakları dolaş dolaş bitmiyor, fotoğraf üstüne fotoğraf çekiyoruz. Yağmur çiseledikçe gökyüzüne bakıp endişeleniyoruz ama yine de bize bu muhteşem kenti dolaşma şansını veriyor. Şeyşaven’in dokumacıları ünlü. Pek çok alınacak şey var ama iki adet mavili kalın peştemallerden alıyoruz..












Öğle yemeği meydanda yeni açılmış bir cafe’de leziz bir peynirli tost ve cola oluyor..Zor bir havada dağ yollarını tırmanıp buraya gelmek bizi yordu ama değdi mi, kesinlikle değdi….



4 yorum:

Tijen dedi ki...

Rüya gibi bir yer burası Ayşegül ya, bayıldım. Kente de, fotoğraflarına da. Çok teşekkürler anlattıkların, gösterdiklerin için.

Yüreğimin İklimi dedi ki...

Çok güzel fotoğraflamışsınız.
Neden hep mavi bu konuda bilginiz varmı? Okuduğum kitaplardan birinde insanların kapı ve cam pervazlarını maviye boyadıklarını, çünkü bu rengin kötü ruhları kovduğu yazıyordu. Acaba fasta öyle mi?
sevgiler

Aysegul dedi ki...

Mavinin kötü ruhları, akrepleri kovmak için boyandığını bende duydum Yüreğimin iklimi ama burada yazıda da bahsettiğim gibi Yahudilere Tevrat'da emredilen bir kuraldan geldiği söyleniyor..

Buket dedi ki...

muhteşem..