Bu yıl benim için Datça günlerim biraz erken bitti. Sıcak, nemli ve de grip olduğum bir İstanbul sabahında denizini, güneşini ve havasını özlüyorum. Neyse özlemekte güzeldir diyorum ama bu biraz sığ bir teselli oluyor.

Geçen hafta, havanın sıcaklığına aldırmadan tepelerinde dolaştığım Knidos şehri de uzakta kaldı şimdi. Daha önce Knidos’a hep deniz yoluyla gitmiştim ki hala da en rahat ulaşım şeklinin bu olduğunu rahatça tavsiye edebilirim. Bu kez karadan ulaştık. Eskiden bozuk olan yol şimdi yapılmış ancak yol hala çok virajlı ve dar. Özellikle Knidos’a yaklaşırken sadece tek bir arabanın geçebileceği kadar daralıyor. Zeytin ve badem ağaçları arasından geçen yol, yarımada’nın her yerinde olduğu gibi çok güzel görüntüler sunuyor.
Knidos’tan hemen önceki Yazıköy, daracık sokakları, taş binaları, kimi mavi boyalı pencere ve kapılı beyaz evleri, sokakta oturup hem sohbet edip hem de badem kıran kadınları ile sizi bir anda Ege’nin karşı kıyısındaki köylere götürüp getiriyor.


Knidos’da dolaşırken ben nedense Afrodit heykelini kendi kafamda, yeni ortaya çıkarılan gri mermerden yapılmış Yuvarlak Tapınak Terasına yakıştırdım. Bir kere hemen öyle elinizin altında değil, biraz tepelere doğru tırmanmanız lazım, fonda yine Akdeniz var. Bu terasın yuvarlak Korinth başlıklı sütunlarla çevrili olduğunu tahmin etmiş arkeologlar. Bende işte Afrodit’ i tam onların ortasına kondurdum. Merdivenlerden yavaş yavaş çıkıp, ona adaklar adıyan kadınları, güzelliğini hayran hayran seyreden erkekleri, etrafında koşuşturan çocukları hayalimde canlandırmam hiçte zor olmadı. Tapınak Afrodit’e, Afrodit’te bu güzel tapınağa çok yakıştı.
Afrodit heykeli, Roma Palazzo Altempo Ludovisi koleksiyonundan. Heykeltraş Ippolito Buzzi (1562-1634)
2 yorum:
Afrodit'i görmeyeli epey olmuş Ayşegül'cüğüm. Bugün linkleri güncellerken sonunda seni de ekledim. Güzel bir cumartesi diliyorum.
Teşekkürler Tijencim
Bende sana keyifli bir pazar günü diliyorum
Yorum Gönder