13 Eylül 2007 Perşembe

Bangkok'da bir Amerikalı

Bu sabah, artık araya başka başka şeyler sokmadan Tayland yazılarını bitirmeye karar verdim. Üstelik hala daha Bangkok’un dışına çıkamadık bile, ülkenin kuzeyine doğru gidilecek daha oldukça uzun bir yol var oysa.

Hanımlar ve alışverişi seven beyler, Tayland kesinlikle bir alışveriş cenneti. Sıcağın etkisini azaltmak için kurulan gece pazarlarında yok yok. Ama tavsiyem eğer kuzeye doğru gidecekseniz biraz sabretmeniz. Oralar hem daha ucuz hem de kimi zaman etnik azınlıkların kurdukları küçücük pazarlarda harika el işleri bulabiliyorsunuz.

Ancak Bangkok’ta iseniz mutlaka duyacağınız bir marka var; Jim Thompson. Fiyatları oldukça yüksek olan ipek ve keten aksesuarları hem çok güzel, hem de kaliteli. Ama beni asıl ilgilendiren ipek çantalardan, şapkalardan daha çok Jim Thompson (JT) oldu. Pek çoğumuzun hayatı başladığı yerde biterken, JT başladığı yerin çok uzağında bitirmiş hayatını ve ortaya da çok ilginç bir otobiyografi çıkmış tabi ki.

1906 yılında Delaware’de doğan JT ülkesinde sakin sakin mimarlık yaparken 2. Dünya savaşı çıkar, gönüllü olarak orduya yazılır ve hemen Avrupa’ya gönderilir. Avrupa’dan sonraki durağı Asya’dır, görevi ise Tayland’daki bağımsızlık hareketlerini desteklemektir. Ancak kısa süre sonra savaş biter ve JT, CIA görevlisi olarak Bangkok’ta kalır. Casusluk günleri sırasında, o sıralar yok olmaya yüz tutmuş, evlerde dokunan Tayland ipekli kumaşları hobisi olur. Görev süresi bitip Amerika’ya dönerken, yanında bu ipek kumaşlardan örnekler götürür. Amerika’da yaptığı görüşmeler sonucu, bu ürünleri pazarlayabileceğini anlayınca, şirketini kurmak üzere tekrar Tayland’a döner. Başlarda çeşitli zorluklarla karşılaşsa da, Kral ve Ben filminde ve showlarında onun ürettiği kumaşlar ve kostümler kullanılınca işleri bir anda açılır. Bu girişimi ile de ölmekte olan Tay ipek sanatı yeniden canlanmaya başlar.

Dilini bile bilmediği bu ülkeyi evi yapmaya karar verir. Ama pek çoğumuzun yapacağı gibi gidip bir ev kiralamaz ya da satın almaz. Ülkenin çeşitli yerlerinde gördüğü herbiri en az iki yüz yıllık, altı adet tik ağacından yapılma evi demonte ettirir Bangkok’a getirtir ve evini kurmaya başlar. Tay ipek sanatı arştırmalarının yanı sıra, şu anda Bangkok’un en güzel otellerinden biri olan Orient Otel’in renovasyonunda’da tam kapasite çalışır. Tüm bunlar onu Bangkok’un en ünlü yabancısı yapar. Söylendiğine göre o sıralar bir zarfın üzerine JT – Bangkok yazmanız, mektubun ona ulaşması için yeterliymiş.

Bugün müze olarak gezilebilen JT’ın evi gökdelenlerin arasına sıkısıp kalmış yemyeşil bir cennet. 1967 yılında Malezya’da çıktığı bir trekking gezisinde kaybolana kadar bu evde yaşamış ve hayatı boyunca topladığı değerli antika eserler, burada yeniden kurdurduğu son derece zarif tik evlerde sergilenmekte. Evlerin sadeliği ile huzur veren odalarında dolaştıktan sonra, bahçede ağaçların altında içilecek bir kahve, şehrin gürültüsüne ve kargaşasına karışmadan önce şiddetle tavsiye edilir.

Dedim ya adam farklı bir hayat yaşamış, böyle bir adamın ölümü de farklı oluyor tabi ki. Ben ölümü diyorum ama Malezya’da arkasında en ufak bir iz bırakmadan kaybolduktan sonra, kimileri kaplanlara yem olduğunu düşünürken, pek çok kişi onun dünyanın başka bir köşesinde başka bir isimle yeni bir hayata başladığına inanmış. Bir nevi Elvis yani...

7 yorum:

Nihat dedi ki...

Blog komşum Mavilimon, Bangkok'da ürettikleri ipek işlerinde kullandıkları ipek, ipek böcekleriyle üretilen ipek türü mü acaba? Yoksa suni ipek mi kullanıyorlar.
Biliyorsunuz bu yıl Eski Datça'da böyle bir üretim başladı, yani Datca ağzıyla "Guş tutmak".

Alp&Ege'nin annesi dedi ki...

Aysegul, harika anlatmissin, eskiden Taylandli arkadaslarim olmustu bu JT den hic haberim olmamisti...

Aysegul dedi ki...

Nihat Abi,
Senin Guş tutmak yazını büyük bir keyifle okumuştum. Tayland'da çarşı pazar da bol miktarda suni ipek bulunsa da JT de yapılan ve satılanlar ipek böceklerinden di.

Merhaba alp&ege'nin annesi,
Eskiden belkide çok fazla tanıtımı mı yoktu ki, şimdiler de orada bayağı bilinen bir marka,özellikle ipekten çok hoş çantaları var, evi ise kesinlikle ziyaret edilmesi gereken bir yer.
Sevgiler

bocuruk dedi ki...

Ne kadar değişik hayatlar var değil mi? Sayfanız çok hoş ama şöyle sindire sindire okumak lazım diğer yazıları da. Fırsat bulunca:)

Nihat dedi ki...

Ben bu bloğun hastası oldum. Bilgisayarı açınca ilk tıkladığım yer oldu bir kaç gündür.

Aysegul dedi ki...

Sevgili Bocuruk,
Ben de senin blogunu çok beğendim. Yemek yapma özürlü biri olarak bazen dakikalarca hayran hayran bakıyor buluyorum kendimi. Son yazındaki deniz börülcesi en favorilerimden biridir. Tam da benim sevdiğim gibi tarif etmişşin ellerine sağlık..
Sevgilerimle,

Aysegul dedi ki...

Nihat Abi,
çok teşekkürler. Bu sıralar en sevdiğim kitaplardan birini yazan Nihat Abi, yazılarımı okuduğuna göre pek de fena yazmıyorum demek ki diye düşünüp çok sevindim. Günümü aydınlattınız, sizinki de pırıl pırıl olsun.