22 Eylül 2007 Cumartesi

Chiang Mai

Bangkok’un 700 km. kuzeyinde yer alan Chiang Mai, namı diğer Kuzeyin Gülü, Tayland’ın ikinci büyük kenti. 1296 yılında Tay Lanna Krallığının başkenti olarak kurulan şehir, önemli ticaret yollarının kesişme noktası olması nedeniyle, tarih boyunca tüccarların buluşma noktası olmuş.

Chiang Mai, deyim yerindeyse dini bütün bir şehir. Bangkok’un 1/12 büyüklüğünde olmasına rağmen, onunla aynı sayıda tapınağa sahip. Bu bölge tarih boyunca Burma ve Tay krallıkları arasında sürekli el değiştirdiği için, mimarisinde Burma etkisi çok fazla. Chiang Mai’da tapınaklar arasında eski bir kural var. Bir tapınağın çevresine 93m. Yarıçapında bir daire çiziliyor ve o alanın içine, var olan tapınaktan daha yüksek bir tapınak yapılamıyor. Ama bu eski ve ilginç şehir düzenleme kuralı, bürokrasinin malum boşlukları kullanılarak şu sıralar delinmiş durumdaymış.



Chiang Mai oldukça hoş bir şehir, içinden Çao Praya nehrinin ana kollarından biri olan Ping nehri geçiyor. Suyun dokunduğu her şehir gibi, nehir kıyısındaki kafeleri, lokantaları, yeşillikleri ile keyif ve huzurlu saatler vaat ediyor. Şehirde iki önemli turistik aktivitede bulunduk. Birincisi her zaman olduğu gibi tapınak ziyaretleri ikincisi ise alışveriş. Önce birincisinden başlayalım.

1345 yılında yapılan Wat Phra Singh, tapınağın önünde resim çektiren küçük rahip adayları yüzünden aklımda kaldı. Tay erkekleri, hayatlarının belli bir döneminde bir tapınağa giderek rahip oluyorlar ve dini eğitimlerini tamamlıyorlar. Bizdeki sünnet adeti gibi, tapınak hizmetini tamamlamayan erkek, yetişkinliğe geçmiş sayılmıyor. Bu süreyi kimileri bir kaç gün olarak belirlerken, çoğunluk 3 aylık bir süre için dünyadan elini eteğini çekerek tapınağa kapanıyor. Günlük hayatın koşuşturmasında bir mola vermek için iyi bir yöntem değil mi? Erkek çocukların tapınağa giriş seremonileri de aileleri için bir övünç kaynağı. Tapınağa girmeden önce kibirden ve seksüaliteden arınmalarının simgesi olan saç ve Tayland’a özgü olan kaşların traş edilmesi ve turuncu kostümlere bürünülmesi aile ve dostlarla kutlanan bir tören.

İşte bizim tapınaktaki yeni rahip adayları da yeni traş edilmiş kel kafaları ile, yakıcı güneşin altında sabırla fotoğraf çektirirken, etraflarında birden sürekli fotoğraf çekmekte olan bizi buldular. Yeni katılacakları hayatın en erdemli yanlarından olan bol hoşgörü ve sabrı bizden esirgemeyerek, o yakıcı güneşin altında biraz daha durarak neredeyse hepimizle tek tek fotoğraf çektirdiler. Sonunda eğitmenlerinden biri yazıktır çocuklara gibi bir şeyler söyledi de, çocuklar paparazilerden kurtulup gölgeli bir bölgeye geçmeyi başardılar.




700 yıllık Wat Chedi Luang, ikinci kat balkon çıkmasını çevreleyen ve şu anda 5-6 tanesi sağlam kalmış olan, iri bir yavru boyutlarındaki fil heykelleri ile benim tüm Tayland’da en sevdiğim tapınak oldu. Burada eski bir tanıdığın kaldığınıda öğrendim. Daha önceki yazılarımdan birinde yazdığım Tay Hanedanının koruyucusu olan, mevsimlere göre kıyafetini değiştiren zümrüt Buda, Laos’lular onu alıp götürmeden önce 1468 – 1552 yılları arasında burada ikamet etmiş. Farkında olmadan adeta sabırlı bir hacı gibi, zümrüt Buda’nın yolunu izlediğimi farkettim. Kimbilir belki öbür dünyada bir faydası olur bana :)

So gittiğimiz tapınak Doi Suthep kuzey Tayland’daki en kutsal tapınaklardan biri. İçinde Buda’nın omuz kemiğinden bir parça bulunduğuna inanılıyor. Güneşin altında pırıl pırıl parlayan altın kaplamalı yapıları, ibadet edenleri ile 1353’den beri yaşayan bir tapınak. En hoş yerlerinden biri de tüm Chiang Mai şehrini kuş bakışı görebileceğiniz büyük balkonu.

Chiang Mai’da gün uzun. Tarihi ve turistik yerleri gezdiğiniz uzun bir günün sonunda, ‘oh! tamam şimdi artık dinlenme zamanı’ demek yok. Gece saat 8 –12 arası ünlü gece pazarı açılıyor. Fiyatlar Bangkok’a göre çok ucuz, ve deyim yerindeyse ne ararsanız var. Arkadaşım Eser’le yorgunluktan pes edene kadar tezgahların arasında dolaşıyoruz. Gece yarısına az bir zaman kala Ping nenri kenarında kafamızı dinlemek için oturduğumuz bir cafe/barda, yorgunluktan ve uykusuzluktan adeta ölüyor olsam da beni çok eğlendiren genç bir grup çıkıyor sahneye. Hepimizin çok iyi bildiği rock and roll şarkılarını bağrış çağrış Tay dilinde söylemeye başlıyorlar. Güzel geçen bir Chiang Mai gününü sonlandırmak için Tay dilinde söylenen Rolling Stones’un ünlü şarkısı I cant get no satisfaction’dan daha iyi bir şey geliyor mu aklınıza?



Fotoğraflar sırasıyla; Wat Phra Singh, Wat Chedi Luang ve son iki Doi Suthep'den

7 yorum:

Nihat dedi ki...

Sesimiz çıkmayınca yazılarını okumadığımı sanmayın, Ayşegül. Hem de sindire sindire bir kaç kez okuyorum. Bizim şu anda bile gelen giden trafiğimiz bütün hızıyla devam ettiğinden, oturup her zaman yorum yazamıyoruz. Ama günün geç bir zamanı veya erken bir saati olsa bile okuyoruz. Anlatıların çok güzel.
Size iyi günler dilerim. Nihat Abi

Aysegul dedi ki...

Okuduğunuza çok sevindim. Annemden haberleri alıyorum Datça'da havalar güzel gidiyormuş, biz buralarda kapalı havalı günlere başladık bile. Keyfini çıkartın güneşin, denizin, tertemiz havanın...
Sevgilerimle

Bilun Şen dedi ki...

Burayı nasıl daha önce göremem, nasıl keşfedemem diye çıldırmış durumdayım.. İnanılmaz dolu bir blog..
Takipteyim demek az gelir.. Fotoğraflar, yazılar harika!! Hepsini okumam lazım acilen :) Çok ama çok beğendim..
Sevgiler..

Aysegul dedi ki...

Hoş geldin Bilun,
Bundan sonra sık sık görüşmek üzere..
Sevgilerimle..

Punto dedi ki...

Sevgili Ayşegül; ben de Nihat Bey gibi yazılarını sindire sindire okuyorum. Bambaşka bir dünya, bambaşka bir kültür. Bilmediğimiz, görmemizin çok zor olduğu bir alemi, bizlerin önüne getirerek paylaştığın için teşekkür ediyorum.

Alp&Ege'nin annesi dedi ki...

Ben o cocuklarin hepsini rahip adayi saniyordum, bilmiyordum butun cocuklarin oralardan gectigine! tesekkur ederim yine yeni bir sey ögrendim...

Aysegul dedi ki...

Punto bey,
Bende yazmak için bilgisayarın başına oturduğumda tekrar tekrar oralara gidiyorum. Uzakdoğu gerçekten çok sevdiğim bir bölgedir.
Haklısın Alp%Ege'nin annesi, bende önceleri rahip adayı sanmıştım, hatta ne kadar çoklar diye düşünmüştüm ama meğerse adam olmaya giden bir yolmuş :)
Sevgilerimle..