9 Aralık 2007 Pazar

Küba'da bir Amerikalı

Yanılmıyorsam bir kaç yıl önceydi, yeni yılın ilk gününde Bodrum’da arkadaşlarımlaydım. Geç kalkmıştık, ruh halimiz ise yoğun bir tembellikti. Derken aramızdan birisi hadi bir oyun oynayalım, size bir sorum var demişti. Oturduğumuz koltuklardan kalkmadan yapılabilecek bir aktivite olduğu için kimseden itiraz gelmemişti. Soru, eğer yapabilseydiniz kimin hayatını yaşamak isterdiniz di....

Miskin geçmesi zorunlu bir, 1-Ocak günü için ağır bir soruydu ama o sıralar galiba romantik bir ruh halindeydim ki, benim cevabım Mümtaz Mahal olmuştu. Hani şu aşkı uğruna, dünyanın en muhteşem eserlerinden biri, Taç Mahal inşa edilen kadın. Haremindeki binlerce güzele rağmen, ölümünden sonra bile Şah Cihan’ın ruhunu esir alan kadın...

Sonraları bu soruyu zaman zaman hep düşündüm, kimi zaman o oldum, kimi zaman bu.. ama hep bir ismin kıyılarında dolandım durdum ama hayatına beynine sıktığı bir kurşunla son verdiği için, onun hayatını yaşamayı çok istesemde, sonunu istemediğim için, onu seçmeyi çok istememe rağmen yapamadım...

O hayat Ernest Hemingway’in hayatı. İster dünyanın en egzotik köşeleri olsun, isterse en kanlı savaşları, her birine kendi evine gidermiş gibi giden ve sonrasında oralardan muhteşem hikayelerle dönen bir adam. İtalya’da savaşta yaralanan, Milano’da yattığı hastanede hemşiresi Agnes von Kurowsky ile yaşadığı aşk sonrası, Agnes’i Catherine karakterinde yeniden canlandırarak, Silahlara Veda’yı yazan, Paris’te dönemin en ünlü yazarlarıyla tanışan, İspanya’da boğa güreşlerine tiryaki olan, Afrika’ya yaptığı safarilerden, Kilimanjara’nın Karları ve Afrika’nın Yeşil Tepeleri gibi muhteşem hikayeler çıkaran, romanlarının filme çekildiği, çok başarılı bir yazar olduğu herkesçe kabul edildiği bir dönemde bile Uzakdoğuya savaş muhabiri olarak gitmekten çekinmeyen bir adam..

İşte bu adamın hayatında, biyografisinde adeta bir alt başlıkmışcasına geçiştirilse de, bir Küba dönemi var. Gelmeleri gitmeleri çok olsa da, az buz değil, neredeyse 30 yıl süren bir dönem bu. Havana’yı ilk gördüğü yıl 1928’dir, ikinci karısı Pauline ile Avrupa’dan dönerken, Havana limanına uğramıştır yolculuk yaptıkları gemi. Limanın yakınlarında geçirilen o ilk bir kaç saat, Küba’yı Hemingway’in evi yapmaya yetmişti. Sonraları sık sık geldi bu ülkeye...Önceleri arkadaşı Joe Russell’ın yatıyla Florida – Havana arası gidip geldi, sonraları günlüğü iki dolara oda kiraladığı Ambos Mundos Otelinde yazılarını yazdığı, düzelttiği uzun saatler ve döneminin en güzel ve cüretkar kadınlarından Jane Mason ile Havana gecelerinde yaşadığı büyük aşk...Daha sonra kendi yatı Pilar ile neredeyse karış karış bütün kıyılarında dolaştığı, koylarında mola verdiği uzun deniz yolculukları... Onun Küba günlerini hatırlayanlar, yalnız bir denizci gibi yaşardı, bir denizci gibi giyinirdi diye anlatıyorlar..

1938 yılında üçüncü karısı ile evliyken, Havana’nın biraz dışında San Francisco de Paula tepelerinde Finca Vigia adıyla anılan, beyaz, İspanyol stili geniş bir bahçenin içinde yer alan bir ev kiraladılar. Ertesi yıl, Çanlar Kimin İçin Çalıyor yayınlandı ve Hemingway oradan kazandığı para ile, 18.500 dolar vererek Finca Vigia’yı satın aldı. Sonraki 20 yıl süresince Küba’da ki evi olacaktır burası yazarın.

Şu an müze olarak kullanılan ev, yoğun yeşilliğin içinde, yüzme havuzu, meşhur kulesi ile Havana’da benim en hoşuma giden yerlerden biri oldu. Havuzun yanına ölen köpekleri için yaptırdığı minik mezarlar, ve evin her odasında bulunan kitaplar, kitaplıklar ise benim ruhuma dokunan köşeleriydi Finca Vigia’nın.

Hemingway bu evi, 2. Dünya Savaşı sırasında dostları ile kurduğu gizli antifaşist örgütün genel merkezi olarak kullandı. Amerikan Konsolosluğunun onayını da alarak aylarca yatı Pilar ile Küba kıyılarında Alman denizaltılarını gözlediler. Yine bu evde kediler, köpekler ve yüzlerce güvercinin yanında dövüştürmek için horoz yetiştirdi. Küba’nın her kesiminden dostlsrının yanı sıra, Hollywood sakinlerinden Gary Cooper, Errol Flynn gibi isimler bu evin konukları oldular, Havana gecelerine Hemingway eşliğinde daldılar. Hele Ava Gardner’in havuz başında çıplak güneşlenmesi ve etraftaki gençlerin o görüntü karşısında geçirdikleri mutlu saatler, Havana’da halen bir şehir efsanesi kıvamında anlatılmakta...

Hemingway 1952 yılında yazdığı bir mektupta, Küba’da yazmanın her zaman kendisine iyi şans getirdiğini söylemişti. Belki bu şansa, yada bu ülkede geçirdiği keyifli zamanlara kendince teşekkür etmek için 1954 yılında kazandığı Nobel ödülünü Küba’lılara hediye etti. Küba’yı anlattığı kitabı yazmaya ise 1945 yılında başladı. 1947 yılına gelindiğinde yazdıkları 1000 sayfayı bulmuştu. Sonrasında 1950’lerde kitaba tekrar döndüyse de hiç bir zaman bitiremedi. Kitap 25 yıl sonra 1970 yılında Akıntı Adaları adıyla basıldı. Hemingway, Akıntı Adalarını hiç bir zaman tamamlayamasa da, yazdıklarından pek çok öykü ve muhteşem bir roman’da çıkarmasını bildi. Yaşlı Adam ve Deniz, ilk hali ile Akıntı Adalar’nda anlatılan bir hikayeydi.





Evde resim çekmek yasak olduğu için burada kullandığım resimleri binanın restorasyonunu yapan Bruner-Cott mimarlık bürosunun web sitesinden aldım. Bu güzel evin detaylı fotoğraflarını www.hemingwaysociety.org/justice/default.htm adresinde bulabilirsiniz. Castro ile olan fotoğrafı Korda’dan diğerleri ise Wikipedia’dan alınmıştır.
Hemingway'in Küba günlerini anlatan kitap, yine Kübalı bir yazardan. Enrique Cırules'in Ernest Hemingway in the Romana Archipelago, bu konuda yapılmış en başarılı çalışmalardan. Tavsiye edilir...

Küba yazılarım şimdilik burada bitiyor...Bir sonraki yazıda dünyanın öteki ucunda büyülü bir ülkede olacağız..Hedef Myanmar (eski adı ile Burma)

17 yorum:

Tijen dedi ki...

Evet evet Ayşegül'cüğüm,
Seyretmiştim o filmi. Hoştu değil mi? (Bütün bu gezileri ne zaman yaptın merak ettim. Bir sürü merak ettiğim, görmediğim yeri görmen hoşuma gidiyor.)

mavimantar dedi ki...

Ne diyeyim,bu bilgileri paylaştığın için sana mı ,seni bulduğum için kendime mi teşekkür edeyim bilemedim :D Yok yok,teşekkür edilecek olan sensin elbette.
Verdiğin adreste resimlere bakarken,dediğin gibi köpekleri için bahçedeki küçük mezarlar,beni fena çarptı.Tam da o sırada benim küçük arkadaşım-yaşama sevincim, "ben buradayım" dercesine gelip yanıma oturunca...
Sende diyorsun ya her odada kitaplar,kitaplıklar diye.Banyoda bile kitaplık...müthiş bir şey.
Ben bunları okurken,resimlerini görürken bu kadar heyecanlanıyorsam eğer, o havayı solumak kimbilir ne müthiş bir duygudur.
Yani o oynadığınız oyunda ben de senin gezgin hayatını yaşamak isteyebilirim hani...:)
Ellerine sağlık...

Not:Bir şeyi çok merak ettim, Hemingway'in çalışma masasının üstünde küçük,kırmızı ve koyu gri -olduğunu tahmin ettiğim- silindirler?Bana fişek kovanı gibi geldi ama, gerçekte onlar nedir?
Sevgiler...

Butterfly dedi ki...

ben bu oyunu derste kullanıyorum, ogrencıler bırbırını tanıdıktan bır sure sonra kımın yerınde olmak ısterdınız neden? sorusuyla baslıyorum, once unlu bırılerı ıle tercıh yapmaya baslıyorlar sonra oyun sınıf ıcınden bırını secmek suretıyle devam edıyo, sınıfta kendılerının yerınde olmak ısteyen bırılerının var oldugunu gormek bazı ozguven ve kararsızlık problemı olan genclere ılac gıbı gelıyor, tazelenıyor, kendılerını ıyı hıssetmenın keyfıne varıyorlar ama bu oyunu bıraz da tehlıkelı buluyorum kendı adıma, cunku kendımı olmak ıstedıgım bırılerının yerıne koyarken basarıp basamadıklarımla yuzlesmem gerektıgınden bıraz canımı yakıyorum sankı,cesur ınsanların yasam oykulerını okumak benı mutlu edıyor,ıcınde ask olunca da ayrıca okunası oluyor sankıÇ:) aktardıgın ıcın de ayrıca tesekkurler, yuregıne ve kalemıne saglık sımdı gıdıp verdıgın lınktekı resımlerı ınceleyecegım

acemi aşçı dedi ki...

Merhaba Ayşegül,
Sayfanı yeni keşfettim ve sürekli içinde dolanıp duruyorum. Okuyana öyle keyifli ki..
Paylaştığın bütün güzellikler, bilgiler ve harika fotoğraflar için teşekkürler
sevgiler
İpek

Aysegul dedi ki...

Tijen'cim bu seyehatlari yaklaşık son 15 yılda yaptım. Her yıl bir aksilik olmazsa bir tane büyük seyehat yapmaya çalışıyorum..

Mavimantar senin köpeğin mi var? Benim de bir zamanlar bir sosis'im vardı.. Seninki'nin cinsi ne? Şiba öldükten sonra hep bir tane daha evlat edinmek istiyorum ama bir türlü yapamadım..
Gördüklerin her halde senin de söylediğin gibi fişek kovanı olmalı..Hemingway'in iyi bir avcı olduğu pek çok yerde yazıyor...

Sevgili Butterfly, bu aslında keyifli ama bayağı ağır bir oyun, öğrencilere oynatman bana ilginç geldi. Kimbilir ne kadar değişik kişileri seçiyorlardır.

Hoşgeldin acemi aşçı,
Senin tariflerin ve resimlerinde muhteşem gözüküyor. Diet yapmaya çalıştığım bir dönemde, insanı baştan çıkarıyorlar..

mavimantar dedi ki...

:)
henüz 1 aylıkken,onca kişinin arasından gelip beni seçti.Evet,resmen "ben senin arkadaşın olmak istiyorum" dedi.O kadar küçük ama o kadar sevimliydi ki,sokakta insanlar bizi durdurup peluş oyuncağa benzeyen bu yaramazı severdi.Şimdi 10 yaşında,ama o halen benim bebeğim,zaten o'da kendisini bebek zannediyor:)
Cinsine gelince;veterinerimiz bebekken tam belirleyememişti.Kanish kırması ama biraz daha büyüyünce belli olur demişti.Büyüdü...Gene anlayamadık.Ama büyük bir olasılıkla kanish-terrier (kanish-cocker'da olabilir).Veterinerimizin vefat yazısında resmini koymuştum.Şu adreste ; http://organikgida.blogspot.com/2007/10/yrei-sevgi-doluyle-birini-kaybettik-ki.html
Adı Chat, acaip serseri bir şey.Dedim ya benim yaşama sevincim diye, gerçektende öyle.Ondan ayrılmak düşüncesi bile beni darmadağın ediyor.Ondan sonrasını düşünmek bile istemiyorum.
O küçücük bedenlerinin neresine bu kadar kocaman sevgi sığdırırlar ve hiç hesapsız verirler,nasıl tükenmez bu sevgi?...
İşte bu konu açıldı mı zor susarım ben :D
Sevgiler...

Geveze Kalem dedi ki...

Doyurdun yine Ayşegül. :-) Tıpkı mavimantar gibi ben de kendime seni bulduğum için teşekkür ediyorum.;-)

Aslı Cin dedi ki...

Ayşegül, İpek'in blogunda gördüm adını, iyi ki de görmüşüm. Şimdi ben de kimin hayatını yaşamak isterdim diye düşünüp duruyorum. Frida belki tüm acılarına rağmen. Belki de o acılar onu o kadar başka yaptı kim bilir?

Aysegul dedi ki...

Sevgili mavimantar,
Umarım bir gün Chat'le karşılaşırımda onunla şöyle doya doya oynarım. Köpekler benim de kesinlikle en zayıf tarafım, bayılıyorum onlara. Allahtan benim yaşadığım site 2 tane sokak köpeği evlat edindi de şimdi hiç olmazsa onlarla oynuyorum.

Teşekkürler geveze kalem, bende seni bulduğum için çok mutluyum. Buradaki blog arkadaşlarımın ayrı bir yeri var benim için..Birbirimizi hiç tanımasak da yazdıklarımızla öyle çok şey paylaşıyoruz ki, belkide yıllardır tanıdığım kimi arkadaşlarım daha çok tanıyorum sizleri...

Hoş geldin Asli Cin,
Çok ilginç bugün tekrar seyretmek için Frida'nın DVD'sini bütün kitapçılarda aradım ama bulamadım..Sonra senin yorumun geldi. Frida'nın Diego'ya aşkı hakikaten inanılmaz tutlulu bir şey, ve o aşk zaten onu bu kadar üretken yapmış..Meksika'yı yazarken Frida ve Diego'dan da bol bol bahsedeceğim..
SEvgiler

Restless Librarian dedi ki...

Çocukluk kahramanlarımdan (nedense unuttuğum) Hemingway'i ve Küba'yı buldum sabahın tatsız bir saatinde.Teşekkürler.

As you get older it is harder to have heroes, but it is sort of necessary.
-Ernest Hemingway-

ayşegül laçinler dedi ki...

Yine çok güzel bir yazı, teşekkürler...
Yaşlı Adam ve Deniz'i okumuş, çok etkilenmiştim.

Alp&Ege'nin annesi dedi ki...

"The Modern" di sanirim adi, yillar yillar önce bir film seyretmistim, Hemingway ve cagdasi birkac sanatcinin bir pubdaki sohbet ve muhabbetleriydi konusu. Sevgili Hemingway'in cok bunalimli olusu ve (onlarin entellektuel muhabbetleri beni öyle asiyordu ki, konusulanlari hic animsamiyorum) kapkara pubun barinin etrafinda toplanmis entellektueller disinda aklimda hic bir sey kalmadi :((...

mavimantar dedi ki...

Sevgili Ayşegül,
Yazılarından biliyorum,yaz tatillerini Datça'da geçirdiğini.Valla Datça'ya inmeden seni evimizde ağırlamaktan Chat'de ben de çok memnun oluruz.Hem benim oğlum çok sevecendir, önce kuru sıkı bağırır çağırır ama sonrada "hadi oynayalım" diye topunu getirir :).
Hatta vaktin varsa şimdi bile bekleriz...

Burçin'in Denemeleri dedi ki...

Ben de İpek sayesinde keşfedenlerdenim. Bu sayfayı gezince öğrenecek ne kadar çok şeyim olduğunu bir kez daha anladım. Zevkle takip edeceğim.
Sevgiler,

Geveze Kalem dedi ki...

Biraz kopyacı gördüm kendimi ama hemen Frida'nın DVD'sini sipariş edeceğim ve bil bakalım ne zaman izleyeceğim? Tabii ki senden Meksika'yı da okuduktan sonra. :-))Her zaman söylediğim gibi, senin cümlelerinle bildiklerimi bile daha iyi kavrıyorum. Ve yine daha önce söylediğim gibi iyi bir eğitmen olurmuşsun.;-)
Gerçekten çok etkilendiğim bir filmdi. Güzel sanatlarla ilgilenen biri olduğumdandır belki ondaki resim tutkusunu çok iyi özümseyip empati kurabildiğimi sanıyorum. Ve film bittiğinde, iyi bir sanatçı olmak için asla bu kadar tutkulu ol(a)madığımı fark edip, üzülmüştüm. Tabii hayranlığım bir o kadar artmıştı.

Neyse Küba'daydık henüz değil mi? :-) Kalanını Meksika'ya saklayayım. ;-)

Aysegul dedi ki...

Hoşgeldin Restless Librarian,
Hemingway'den yazdığın cümle inanılmaz güzel. Okur okumaz küçük not defterlerimden birinde yerini aldı...

Sevgili Ayşegül,
Yaşlı adam ve deniz'i yanılmıyorsam Lise'de okumuştum ama en kısa sürede tekrar okumayı planlıyorum..

Sevgili alp&ege'nin annesi,
Hemingway'ın yazı stili aslında çok yalındır ama şimdi sen yazınca merak ettim adamın konuşması o kadar yalın değil mi ki?

Sevgili mavimantar,
bir gün seninle ve Chat'le tanışmayı gerçekten çok istiyorum. Davetin için çok teşekkürler, İzmir o kadar sevdiğim yerlerden biridir ki, bir gün mutlaka :))

Hoşgeldin Burçin'in denemeleri,
İpek sağolsun onun sayesinde bende sizleri tanıdım. Görüşmek üzere..

Sevgili Geveze Kalem,
ne kadar hoş bir film di değil mi Frida? Meksika'dan Frida ve Diego hakkında çok hoş kitaplarla döndüm. Onun kendi alnına, Diego'yu çizdiği resim, beni kesinlikle dağıtan resimlerden biridir. Bir adama aşkını bu kadar basit ve güzel daha nasıl çizebilirsin ki..Eğer o gün formumda olursam, Meksika'yı yazarken, Frida ve aşk hakkında çok damardan bir yazı bekle benden :))

Ayfer Onur dedi ki...

O kadar butuk bir keyifle okudumki anlatamam....Elinize saglik.....

http://ayferonurseyahatnamesi.com/