Yemende ki ilk tam günümüzde Sanaa’nın 20-25 dakika uzaklığında ki Vadi Dar’a bakan yüksekçe bir tepeye gittik. Burası tatil günleri Yemenlilerin aileleri ile geldiği bir tür mesire yeri gibi. Günlerden Cuma ve ülkede hafta sonu tatili olduğu için etraf kalabalık ve seyredilecek çok şey var.

Etrafta çok daha fazla sayıda erkek var, erkeklerin kıyafeti uzun beyaz bir elbise ya da bellerine sardıkları bir peştamal, üzerlerine giydikleri bir ceket ya da gömlekten oluşuyor. Başları ise genelde yerel eşarplarla sarılmış. Ama olmazsa olmaz aksesuar ‘cenbiye’ adı verilen ve sürekli bellerinde taşıdıkları hançerler. Sünnet olup erkekliğe adım attıklarından, ölünceye kadar bellerinde taşıdıkları adeta bir erkeklik simgesi. Çok daha teknolojik olanlar cenbiyelerinin yanına cep telefonlarını da asmışlar. Söylendiğine göre bir kez kınından çıkan cenbiye, kana bulanmadan tekrar yerine konmazmış. Allahtan bizim gördüklerimizin hepsi yerli yerindeydi.

Yemenli kadınlar ise tamamen siyahlara bürünmüş, sadece ince bir çizgi halinde gözleri açıkta. Genellikle şehirdeki kadınlar kendi söyledikleri şekliyle siyah ‘şarşaf’ a bürünürken, kırsal kesimdekilerin bir kısmı, yerel bir örtünme biçimi olan ‘sitarah’ a sarınmışlar. Örtünme biçimi aynı olsa da, burada çok renkli bir masa örtüsünü andıran bir örtü var. Çarşafa göre kesinlikle çok daha hoş. Genellikle Afrika kökenli yabancı kadınların ise yüzleri açık.

Sabah saatleri ilerledikçe kalabalık daha da artıyor, ve birden davul sesleri gelmeye başlıyor. Biz de kalabalıkla o tarafa doğru koşturuyoruz. 7-8 erkek ritim tutan bir davulun eşliğinde, dönerek ve ellerindeki cembiyaları sallayarak dans etmeye başlıyorlar. Demek ki cenbiye nin kanlanmadan kınına dönebileceği yerler de varmış. Bir cümbüş bir cümbüş ama kadınlar tüm olan biten bu şamatayı biraz daha uzaktan izliyorlar.

Daha sonra bu kalabalıktan ayrılıp, vadinin kuzeyinde yer alan ülkenin en etkileyici binalarından biri olan Dar’ül Hacer, İmam’ın sarayını görmeye gidiyoruz. Burası çok büyük bir kaya üzerine inşa edilmiş, Yemen tarzı görkemli bir yapı. Şu anda bir müze olan binayı 1948 yılında bir suikaste kurban giden İmam Yahya, 1920 yılında inşa ettirmiş.En son olarak burada 1962 yılında oğlu İmam Ahmet oturmuş. 1919 yılında Osmanlıların ülkeyi terketmesinden sonra İmam Yahya, Sevr antlaşması ile Yemen’in yasal yöneticisi olarak kabul edilecek, ancak hem kendisi, hem de oğlu kendi dönemlerinde ülkeyi dış dünyaya kapattıkları için fazlaca sevilmeyecekler, ve dış güçlerinde desteğini alan pek çok ayaklanma sonucu 1962 yılında ülkenin kuzeyinde Yemen Arap Cumhuriyeti ilan edilecektir.

Sovyet bloğunun çökmesi sonucu güney’in gerekli mali desteği alamaması ve iki ülkenin sınırında bulunan Jawf bölgesinde petrol bulunması iki ülkeyi zaman içinde birbirine yaklaştıracak ve birleşme ise 1990 yılında olacaktır..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder