14 Nisan 2007 Cumartesi

ŞAM

Yeni bir şehire gece geç vakitte ulaştıysanız, taksi yada otobüs sizi hızla alır otelinize götürür. Camdan dışarı bakıp bir şeyler yakalamaya çalışırsınız ama gece herşeyi perdeler. Karanlık ve cadde aydınlatmaları üç aşağı beş yukarı her yerde aynıdır zaten.

Şam pek çok tarihçi tarafından, dünyanın üzerinde halen insanların yaşamaya devam ettiği en eski kenti kabul ediliyor. Sabah otelin perdelerini açıp sokağa ilk baktığımda da, benimde ilk gördüğüm bu eskilik oldu. Eskimiş evler, eskimiş arabalar,eskimiş yollar ve köprüler. On gün sonra yapılacak parlamento seçiminde yarışan adayların en ‘cool’ pozlarını verdikleri kağıt ve bez afişler her bir duvarı, her bir boşluğu doldurmuş, salkım saçak oradan buradan sarkıyor.


Karşınızda ki ister yeni tanıştığınız bir insan olsun, yada yeni geldiğiniz bir şehir, ilk izlenim bir şekilde hep kalıcıdır benim için. Yanıldığım tabi ki olur ama, o ilk görünüm yanılınmış bir görüntü olarak hep aklımda kalır. Sonra tabii bir de kokular vardır. Ben koku duyusu iyi olan biri değilimdir ama kimi kokulardan kaçamazsınız. Hindistan da havaalanına indiğiniz andan itibaren her yer baharat kokar. Bambaşka bir dünyaya geldiğinizi anlarsınız.

Şam ın kokusu ise egzos. Sokağa çıktığınız andan itibaren kaçabilmek mümkün değil. Hele eski şehrin daracık sokaklarında arkanızdan bir araba gelip, sizi bir kapı aralığına sıkıştırıp, adeta duvarlara sürünürcesine geçip gittiğinde, arkasında bıraktığı egzos dumanından ve kokusundan açıklık bir alana çıkana kadar kurtulmak mümkün değil.

Şam da neler mi yaptım... Üç bin yıl önceden kalma bir Jüpiter tapınağının üzerine yapılan İslam ın en görkemli yapılarından biri olan Emeviye camisinde dolaştım, içeri girmek için kadınların giymesi gereken çador beni rahatsız etsede, hayran kaldım. Burada bulunduğu iddia edilen iki kesik baş a ( Vaftizci Yahyanın ve Hz Muhammedin torunu, Hz Alinin oğlu Hüseyinin) dua eden insanları izledim. Osmanlıdan kalma Azem Sarayında, Süleymaniye tekkesinde, Hicaz garında ve mezarlıklarda, bizden izler buldum, kimi zaman hüzünlendim. Hamidiye çarşısının kalabalığına girip, sedef işlenmiş mobilya pazarlığı yaptım, kimi parçalar götüremeyeceğim kadar büyük olduğu için hayıflandım. Yine çarşıdaki, günün her saati önünde yoğun bir insan kalabalığı olan dondurmacıdan itiş kakış dondurma alıp yedim. Sadece tek çeşit, vanilyalı var ama tadı güzel. Müzesinde Ebla, Ugarit ve Mari uygarlıklarından kalma parçalarla ilk kez karşılaştım. Hristiyanlığın bir din haline gelmesini sağlayan Aziz Pavlos un burada gözlerinin açılmasının ve Hz Muhammedin Şam şehrine gelmeyip, neden sadece uzaktan baktığının hikayelerini dinledim.

Seyahat etmenin bir başka keyifli yanıda yeni insanlar tanımak. Gittiğiniz yerde tanıdığınz insanlardan bahsetmiyorum. Onun da ayrı bir keyfi var ama benim anlatmaya çalıştıklarım, eğer bir grupla seyahat ediyorsanız, beraber olduklarınız. Düşünceleri, duyguları, ilgileri, hayata bakışları sizinkine oldukça benzer insanlarla tanışıyorsunuz, bol bol konuşma fırsatınız oluyor. Bazen kimileri en iyi arkadaşlarınızdan biri oluyor. Bu seyahate de, ilk kez Küba gezisi sırasında tanıştığım sevgili arkadaşım Semiha ile çıktım. Bana fotoğraflar ve tuttuğum notlar konusunda çok yardımcı oldu. Suriye hakkında yazacağım kimi yazılarda belki onun fotoğraflarından da kullanacağım. Ayrıca bu gezide Aynur ve Eda ile tanıştık. Önümüzdeki günlerde Suriye den aldıklarımız giyip, takıp takıştırıp, Suriye yemekleri yapıp Semiha nın evinde buluşacağız. Belkide başka seyahat programları da yaparız.
Fotoğraflar sırası ile, Hamidiye Çarsı girişi, Emeviye Cami içi, Semiha ile Krak des Chevaliers önünde.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Ayşegül hanım hoş geldiniz sefa getirdiniz. Büyük bir keyifle gezi notlarınızı okudum, beni 25 yıl geriye götürdünüz. Birden kendimi Şam'ın sokaklarında gördüm. O zamanlar ülke Sovyetlere yakınlığı nedeniyle daha güçlü bir politika izliyordu. Bugün ABD'nin kıskaçına girme korkusu içinde. Dünya çok değişti. Fotograflarınız da çok güzel olmuş. Merakımdan soruyorum siz resimdeki kırmızı yelekli hanımmısınız? Nedense sizi öyle hayal ettim. İyi günler dilerim.

Ayşegül dedi ki...

Yazdıklarımı ve çektiklerimi beğenmeniz beni mutlu etti, ama beni yanlış hayal etmişşiniz.
Sevgiler