13 Mayıs 2007 Pazar

Antakya

Gaziantep’ten kalkan otobüsümüz Antakya ya yaklaşırken, ilk bizi portakal çiçeklerinin kokuları karşıladı. Hızla giden bir otobüsün içine böylesine dolan bu kokuya hem şaşırdım, hemde derin derin içime çekerek keyfini çıkardım. Şehire girerken başlayan portakal kokuları, sonra bir daha peşimizi bırakmadı, ara ara hep geldi buldu bizi. Antakya da zihnimde portakal çiceği kokulu şehir olarak kaldı.

Gezdiğimiz mevsim dolayısıyla, tüm Güneydoğu Anadolu yeşil renge bürünmüştü ama Hatay sınırları içine girdiğimiz andan itibaren yeşilin tonu ve yoğunluğu, denizin mavisi ile karışması, havadaki kokular çok farklı bir bölgeye geldiğimizi anlatıyordu. Şu anda Suriye tarafından eskisi kadar çok gündeme getirilmese de, Hatay konusunun Suriye nin neden bu kadar canını acıttığını, daha iki hafta önce sınırın diğer tarafında dolaşan biri olarak çok net bir şekilde görebildim. Suriye de Hatay gibi bereketli, yeşil bir bölge yok, deniz kenarındaki en büyük şehir olan Lazkiye nin önünü liman kapatmış, denize girebilecek yer çok az. Hafız Esad, yada şimdiki Suriye Başkanı oğul Başer Esad hiç Hatay a geldilermi bilmiyorum ama biraz empati yaparak ne hissettiklerini anlayabilmek çok kolay.

Güney Amerika da gezerken İspanyolca bilmediğime çok hayıflanmıştım. Tek bir dil bilerek ne kadar çok sayıda ülke insanı ile ana dilinde iletişim kurma şansı olacaktı. Bir kaç yıldır Arap ülkelerine seyahatler yapıyorum, ve şimdi de aynı şeyi Arapça için hissediyorum. Düşünsenize ne kadar büyük bir coğrafya da tek bir dili bilerek, rahatça dolaşabiliyorsunuz. Ne keyif olurdu.. Arapça Antakyada da birinci dil demek yalan olmaz herhalde, kendi başınıza sokaklarda, çarşılarda dolaşırken bunu çok fazla anlamak olası değil, çünkü siz Türkçe konuşuyorsunuz, Türkçe yanıt alıyorsunuz.


Antakya ya gittiğimizin ertesi günü, bizi bütün bir gün Antakya dışında dolaştırması için taksi şöförü Fehim Bey ile anlaştık. İstisnasız her gittiğimiz yerde, yemek yediğimiz lokantada, adres sorduğumuz sokaklarda, çay içtiğimiz kahvelerde hep Arapça konuştu ve özür dileyerek Arapça bilmediğini söyleyen biri dışında, hepde karşılığını aldı. Fehim Bey bizi o gün Roma döneminden kalma Titus tünellerine, bölgedeki yine Selevcia Pierria antik kenti döneminden kalma mağaralara, Samandağ daki Aziz Simon Manastırına ve Hristiyanlığın en eski kiliselerinden biri kabul edilen kayaya oyulmuş St. Pierre kilisesine götürdü ama ikide köy var ki gittiğimiz yerler arasında, özellikle bahsedimeyi hak ediyorlar. Vakıflı köyüne gitmeyi biz istemiştik,Hıdırbey e ise, buraya gelmişken onu da görün diye Fehim Bey götürdü bizi.

Vakıflı, Ermenistan hariç dünyada kendi muhtarlığı ve kooperatifi olan tek Ermeni köyü. Bu bölge 2. Mahmut döneminde işletilmesi için Hristiyan bir Arap a verilmiş. 1. Dünya savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğunun aldığı techir kararına direnen Ermeni köylüler, Musa dağında yaptıkları 40 günlük bir direnişten sonra, Fransız gemileri ile Suriye ve Lübnan a gitmişler. Fransız himayesindeki 20 yıllık sürede yeniden köylerine dönenler, Hatay’ın 1939 da Türkiye Cumhuriyetine katılması ile, Vakıflı hariç, diğer 6 köy halkı arazilerini devlete satarak, zamanın Fransız sömürgesi Suriye ye göç etmişler.

Vakıflı da Mustafanın arkadaşı ressam Artin Demirci nin anne ve babasını ziyaret etme şansımız oldu. Bu civarda yaşayan yaklaşık 100 kadar Ermeni aile olduğunu ve Vakıflı da ise bunların 20 sinin yaşadığını onlardan öğrendik. Püfür püfür esen rüzgar eşliğinde balkonda içtiğimiz Artin in annesinin yaptığı kahvenin keyfi ve ikram ettiği portakalın tadı hala damağımda. Portakalın neden bu kadar güzel olduğunu ise Vakıflı nın organik tarıma geçen ilk köy olduğunu öğrenince anladım.

Portakal ağaçları altındaki yemyeşil Vakıflı dan sonra, gittiğimiz ikinci köy Hıdırbey oldu. Köy meydanındaki yüzlerce yıllık çınar agacının Hz Musa nın, Hz Hızır ile burada gezerken toprağa sapladığı asasından yeşerdiğine inanıyor yöre halkı. Anadolunun güneyinden başlayıp, Suriye sahil şeridine kadar olan bölgede, Nusayrilik olarak adlandırılan Arap Aleviliği diyebileceğimiz inanç çok yaygın. Pek çok yerde kutlanan Hıdrellez, yada dar zamanlarda yardıma koşması beklenilen Hızır, Nusayri inancı ile bağlantılı. Farklı inanışları olan bu mezhep ile ilgili bir yazıyı, onlar hakkında aldığım bir kitabı okuyup bitirdikten sonra yazmak istiyorum. Hıdırbey köyü de Nusayrilerin yaşadığı bir yer.

Hıdırbey köyünde, Çınar ağacının gölgesinin kapladığı meydandaki masalarda, tabiki hemen yanıbaşımızdaki portakal ağaçlarından gelen kokuları derin derin içimize çekerek, zahter çayı içerek ve Hıdırbeylilerin ikram ettiği portakalları yiyerek ve hiç geri dönmek istemeyerek uzun uzun oturduk.

16 yorum:

Adsız dedi ki...

Ayşegül abla, bir rastlantı sonucu kendi adresimi ararken sizin de mavilimon diye bir blog kurduğunuzu gördüm. Çok heyecanlandım ama biraz da bozuldum. 1 yıldan fazladır bu ismi kullanıyorum ve benim için çok da önemli bir anısı vardır. Sizin nereden aklınıza geldi bu ismi kullanmak? Benim adresimden mi gördünüz? Yazılarınızı okudum beni pek ilgilendirmiyor daha çok gezi notları şeklinde. Ben aslen Kocaeliliyim ama üniversiteyi okumak için İstanbuldaki halamın yanına geldim. Fatihte oturuyorum ve İstanbul Üniversitesi Almanca filolojisi 1. sınıf öğrencisiyim. Benim sayfama bakmak isterseniz işte adresi http://www.internet.com.tr/albums/mavilimon/ Ben Şebnem Ferah hayranıyım ve gitar da çalıyorum. Birgün şarkıcı olmayı cok istiyorum. Hicoss

Aysegul dedi ki...

Merhaba sevgili diğer mavilimon, evet benimde senden haberim oldu, benim yazdıklarımı arayan bir arkadaşım seni bulmuş bana haber verdi. Neden mi mavilimon?? İşin aslında görsellik kısmı önemliydi benim için, mavi benim için pek çok yerde kullandığım bir çeşit nickname gibidir, dolayısıyla, photoshop kullanmadan maviye boyayabileceğimiz bir şey aradık, taşınması kolay olmalıydı, dayanıklı olmalıydı, çünkü önümüzdeki dönemde mavilimonu dünyanın farklı yerlerinde fotoğraflamak gibi bir projem var, birde İngilizcede akılda kalabilecek yazılımı kolay bir isim olmalıydı, Türkçe harfler taşımamalıydı, yine çünkü boş vakit yaratabildiğimde bu blog u İngilizce olarak yazmakta bir diğer projem. Diğer bazı alternatifler çeşitli nedenlerle elenince, blogspot tada mavilimon available olunca, oldu mavilimon. Fotoğraf çekiminin hikayesini ilk yazımda okuyabilirsin.
Benim en çok ilgimi çeken ne oldu biliyormusun?? Hayatta hiç bir şey raslantı değildir diyen newage bir inanış var. Buradan yola çıkarak şimdi aramızdaki benzerlikleri sıralıyorum sana. Benim de annem İzmitli (Derinceden) Dayım hala orada ve ve bir teyzemde İzmitte. Dolayısıyla İzmit sıkça gittiğim bir yer. Lisedeyken bende gitar çalardım hatta elektrogitar çaldığım bir orkestramız bile vardı, birkaç konser vermiştik. Ben Boğaziçinde Siyaset okudum ama Almanca hep seçmeli dersimdi.
Senin sitene baktım, ama sanırım yazı yazmıyorsun yada benmi bulamadım?? Merak ettim mavilimonun sendeki anısını, Şebnem Ferah ve sen arasındaki benzerlikleri, ne güzel konular bunlar yazsana. Umarım bir gün şarkıcı olursun ve bende senin bir konserini izlemeye gelirim elimde maviye boyanmış bir limonla.
Sevgiler

Adsız dedi ki...

hıdırbeyde nusariler degil türkmenler yaşıyor bunun dışında verdiginiz bilgiler dogrudur bir hıdırbeyli olarak teşekürler

Aysegul dedi ki...

Düzelttiğiniz için çok teşekkürler, umarım bir gün yine o güzel köyünüze gelip, çınarın altında uzun uzun oturabilirim.
Sevgiler

Adsız dedi ki...

sizi köyümüze tekrar bekleriz sizi misafir etmekten onur duyarız sizin gibi insanlar ülkemizin güzelliklerini ön plana çıkartıyor hiç bir güzellik saklı kalmamalı

Aysegul dedi ki...

Bir gün tekrar oralara gelmeyi çok isterim. Size cevap vermeden önce yazdığım yazıyı bir kez daha okudum, ve inanırmısınız portakal çiçeklerinin kokuları yine burnumdaydı. Bir gün mutlaka ve bu sefer daha uzun zaman geçirmek üzere...

177aVi'nin HiCosSu dedi ki...

bi saniye bi saniye. o hicoss benim, 1 yıldan fazla zamandır mavilimon ismini kullandığım da doğru, kocaeliliyim evet, şebnem ferah hayranıyım o ad doğru, üniversite okumak için de istanbuldayım ama fatihtir istanbul üniversitedir falan, yok bunlar. zaten almanca filolojisi diye bir bölüm de yoktur :D alman filolojisidir o olsa olsa :D neyse, orda verilen adres de doğru ammavelakin
bu üstteki "ayşegül abla" diye başlayan şeyi ben yazmadım :S nasıl iştir bu bilmiyorum, yazanı bulursam da fena olucak (aynen açık tehdit!)
yazılarınızı okudum beni ilgilendirmiyor gezi notları vs vs bunları zaten saymıyorum, okumadım ama gezi notları olduğunu görüyorum, ilgimi de çeker açıkçası.
konu dışına çıkmayayım,
özetle durum bu.
bu saçmalaığı yazanı tanımıyorumdur umarım .. sizden de ricam o yorumu kaldırmanız.
saygılar,
mavilimondan mavilimona :)

177aVi'nin HiCosSu dedi ki...

bi saniye bi saniye. o hicoss benim, 1 yıldan fazla zamandır mavilimon ismini kullandığım da doğru, kocaeliliyim evet, şebnem ferah hayranıyım o ad doğru, üniversite okumak için de istanbuldayım ama fatihtir istanbul üniversitedir falan, yok bunlar. zaten almanca filolojisi diye bir bölüm de yoktur :D alman filolojisidir o olsa olsa :D neyse, orda verilen adres de doğru ammavelakin
bu üstteki "ayşegül abla" diye başlayan şeyi ben yazmadım :S nasıl iştir bu bilmiyorum, yazanı bulursam da fena olucak (aynen açık tehdit!)
yazılarınızı okudum beni ilgilendirmiyor gezi notları vs vs bunları zaten saymıyorum, okumadım ama gezi notları olduğunu görüyorum, ilgimi de çeker açıkçası.
konu dışına çıkmayayım,
özetle durum bu.
bu saçmalaığı yazanı tanımıyorumdur umarım .. sizden de ricam o yorumu kaldırmanız.
saygılar,
mavilimondan mavilimona :)

Aysegul dedi ki...

Sevgili Hicran,
sabah sabah çok güldüm bu işe, biliyorum senin için çok sinir bir şey ama elimde değil kusura bakma. Bu senin okuduğun sahte 2.mavilimon'un bana ilk yazısı, bundan sonraki yazıların yorumlarına'da bakarsan sonrasında da bol bol yazıştığımızı göreceksin. Yanlış hatırlamıyorsam en sonunda beğendiği çocukla bir geziye gideceklerdi bana da ne yapsam diye akıl soruyordu.Sonra da zaten neredeyse hergün bana yazarken birden ortadan kayboldu. Ama senin hakkında bu kadar çok detay bildiğine göre, sanki senin çok yakın çevrenden sen olmaya özenen biri gibi geldi bana. Arama çalışmalarının sonucunu bana bildirirsen sevinirim. Bu arada blog'una baktım, gayet güzel görünüyor ama niye yazmaya devam etmedin?
sahte mavilimon yorumlarını tabi ki kaldırmak isterim ancak bildiğim kadarıyla, kendi yazdığım yazıyı silmeden o çok mümkün gözükmüyor.

177aVi'nin HiCosSu dedi ki...

bu durumda "elalarını elalarını Allah versin belalarını" diyor ve susuyorum. yine de teşekkürler, blogu sevdim :)

177aVi'nin HiCosSu dedi ki...

diğer yorumlara da baktım ama bizim yalancılimonun adına rastlayamadım,

Aysegul dedi ki...

Sevgili Hicran,
Yanlış hatırlamıyorsam, adını hiç vermedi. Antakya'nın bir sonrasında olan Şans adlı yazıdaki tüm yorumlarda ona ait, diğerleri sanırım benim bir süre sonra silmeyi tercih ettiğim yazılarla beraber gitmiş, ama şans'da bayağı birşeyler yazmış. Bu arada yalacılimon adıda güzel oldu bak, limonlar çeşitleniyor..

177aVi'nin HiCosSu dedi ki...

ben onu bi çeşitlendiricem bulursam ama yok ..! bu arada diğer yorumlarını da okudum, teşekkürler.

unicorn dedi ki...

Yazıklar olsun sahte limona...42 yıllık ömrümde bir Antakyalı olarak arapçayı öğrenmeyi ihmal etmişim, pardon, söz öğrenicem. nerde kalmıştık, tüm Antakya arapça konuşuyor, tüm Antakyamı...???? Sizin Mosaikten gördüğünüz kısımmı, bu yüzden sizin yazınıza tam not veremicem, bence daha iyi yapabilirdiniz ve arştırabilirdiniz

Aysegul dedi ki...

Sevgili Unicorn,
durduk yerde şimdi niye sahte limon oldum anlayamadım ama yazdıklarım, benim Antakya'da geçirdiğim 1 günden bana kalanlar...Yanlışta olabilir doğru da ama ben gördüklerimi yazdım.. Antakya'yı daha iyi yazmak belkide Antakyalılara düşüyor...Bak ne güzel bir blog ismide almışsın, hadi bakalım biraz da Antakyalıları dinleyelim o zaman...

177aVi'nin HiCosSu dedi ki...

haydaa, hakikaten niye sahte limon oluyormuş, ayrıca size mi düştü onu ölçüp tartmak ? madem beğenmediniz yazılanları, resmikaralamaktan daha etik değil midir kendinizce doğru olanı çizmek ?
saygılar.